Roman Yorum-Özet

GAZOZ AĞACI- SABAHATTİN KUDRET AKSAL

Gazoz Ağacı Kitabının Değerlendirilmesi

Olay, mahalle delikanlılarından Saim’in mahallenin güzellerinden birisine aşık olmasıyla başlar. Saim’in aşık olduğu kızın evi kahvenin tam karşısındadır. Ve kızın evini görecek şekilde masaya oturan Saim gözünü oradan alamadığı için masada hep yenilir ve her yenilişinde de gazoz ısmarlamak zorunda kalır işte bu yüzden Saim’in lakabı da Gazoz Ağacı olmuştur fakat aşktan gözü başka bir şeyi görmeyen Saim için bunların zerre kadar bir önemi yoktur. ‘’Aşkın gözü kördür’’ derler ya, aşk insanların gözünü kör eder ve görmeleri gereken şeyleri görememelerine sebep olur.

Saim aşkının hasretiyle yanıp tutuşmaktadır. Günlerden bir gün aşık olduğu kızla karşılaşır fakat şaşkınlık ve heyecandan kayda değer bir şey diyemez. Saim bir gün cesaretini toplayıp kıza onu sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söyler. Bu andan itibaren tek istediği aşık olduğu kızla evlenip mutlu bir yuva sahibi olabilmektir. Bu anlamda ilk adımı da un fabrikasında işe girerek atmıştır. Evlilikte hayır vardır. Saim’in evlenme kararı bile hayatına bir düzen getirmiştir.

Ve Saim’in hayalleri gerçek olmuştur. Sevdiği kızla evlenip yaşadıkları yerden uzakta başka bir şehirde çatı katında bir ev tutmuştur. Her gün işine gidip gelen Salim aşık olduğu kadının düşüncesiyle tüm yorgunluğunu atmaktadır. Saim’in eşi Melahat ise bu şehre yabancıdır ve tüm gün evde kocasını bekler. Saim’in hayalleri gerçek olmuştur ancak, evlilik iki kişinin birlikteliğinden oluşur. Saim’in sadece kendini düşünerek eşini ihmal etmesi doğru bir şey değildir.

Bir gün Saim, Melahat’i gezmeye götürmek ister. Melahat mağazada gördüğü elbiseyi çok beğenir ve Saim’den almasını istese de Saim buna karşı çıkar ve sinirlenir. ‘’Erkek kısmı, kızı alıncaya kadar Ferhat gibi dağları delerler; aldıktan sonra ….. dönüp giderler.’’ Sözü tam da bu durumlar için söylenmiş gibi.

 O günden sonra her şey değişmiştir. Saim, kalbini titreten o kızla evli olduğunu bilse de artık hiçbir heyecan belirtisi göstermemektedir. Melahat ise evde bütün gün çatlamakta, kimseyi de tanımamaktadır. Dışarı ise tek başına yasaklanmıştır. ‘’Erkek değil mi? Topunun…. Diyesi geliyor insanın. Kızı almadan dokuz takla at, aldıktan sonra kızın yüzüne bile bakma.

Melahat’in evde yalnız başına kaldığı bir gün, kapının önünde bir delikanlı sigara içer. Bu delikanlı alttaki terzinin çırağıdır. Melahat bunu görür, genç ise bundan kimseye bahsetmemesini ister. Bu tesadüf sonucu karşılaşan iki insan artık sürekli sohbet etmeye başlarlar. Genç, Melahat’a abla diyerek seslense de artık onu sevdiğini ve onunla kaçmak istediğini itiraf etmiştir. Tabiat boşluk kabul etmez denilse de olaylar çok hızlı ve ilkesiz gelişiyor bu bölümde.

Saim, Melahat’taki farklılıkları görmez değildir. Ama pek de umursamaz açıkçası. Sonrasında eski arkadaşı Osman ile karşılaşır. Osman onu mahalleye kahveye oyun oynamaya davet eder, eski yaşamını özleyen Saim kahveye gider. O gece eve gitmemiştir. Nereden nereye? Uğruna ölmeyi göze alan, gözlerini kızdan bir an bile ayıramayan Saim ne hale gelmiştir?

Bu eve gelmemeler artmaya başlar. Bir gün Saim eve geldiğinde Melahat’in evde olmadığını görür. O da eşyalarını alarak mahalleye, oradaki evine döner. Mehmet’in duyarsızlıkları Melahat’e ‘’Tak sepeti koluna; herkes kendi yoluna.’’ Dedirtmiştir.

Bir zaman sonra Saim dostlarıyla birlikte geçirdiği bir gece sırasında Beyoğlu’nda Melahat’i görürler. Saim pek umursamaz takılır ve bir şey demez. Melahat’in yanında da dostu vardır ve onları görmez. Öylece yanlarından geçer, gider. Bu meseleyle alakalı ‘’Kendi düşen ağlamaz’’ diye güzel bir söz vardır.

 

SONUÇ: Nimetlerin kıymeti ancak yok olduklarında bilinir. Nimetler elde edildikten sonra sıradanlaşır ve heyecanını yitirir. Hayatta kendimizi düşündüğümüz kadar paydaşlarımızı da düşünmeliyiz.

 

Yazdır

Yazar hakkında

Fatih Pınar

Yorum yap