Şiir İncelemeleri

Şeyhi’nin Garip Redifli Gazelinin İncelenmesi

                                          GAZEL

  1. Çok durur şehründe ben kul düşmüşüm şâhâ garib
    Cândan ayrı ten bigi nice olam tenhâ garib
  2. Ülfet itmez hûriye dîdâr-ı yârından ırak
    Vây iledür ger bulursa cennetü’l-me’va garib
  3. Şâh-ı şirin-lebden ayru şem bigi zâr u gerd
    Yakılursa nâle-y ile ney-sıfat n’ola garib
  4. Dâr-ı gurbette gedâ-yı der-be-derdendür beter
    Ger ola yâr u diyârından ırak dârâ garib
  5. Şâh-ı gül-ruh ferş-i devletde haberdar ola mı
    Yastanup döşendiğinden hâr ile hâcâ garib
  6. Seyr iderken hüsni şehrinde gönül yüz can ile
    Düşdenegi çâhına hoş didi kel-a’mâ garib
  7. Zülfüni şâm-ı garibân gördi şeyhi dolaşıp
    Kaldı yıllar dimedi bir gün ki kimsin yâ garib

 

Günümüz Türkçesiyle:

1.Ey güzeller şahı, ben uzun zamandır senin şehrinde, can ile teni ayrı ve yalnız olan garipler gibi kulunum, esirim.

2. Sevgilisinin yüzünden uzak kalan bir garip, huriyle dostluk kurmaz; sekiz cennetten birini bulsa da oraya ancak üzüntüsünü gönderir.

3. Garip; tatlı dudaklı sevgiliden ayrı düştüğünden mum gibi solmuştur; ney gibi inleyerek yakılsa ne olur ki?

4. Ey güzellik hükümdarı; garip, memleketinden ve sevgilisinden uzak olursa, gurbette perişan bir fakirden daha beter demektir.

5. Gül yanaklı güzellik şahı, devletinin içinde garibin diken ve taşlara yaslanıp yattığından haberdar mı acaba?

6. Garip, senin şehrinde güzelliğini yüz can ile seyrederken kör gibi çene çukuruna düştü ve burası çok hoş dedi.

7. Şeyhi sevgilinin saçını gamlı bir akşam gördü ve ona tutuldu kaldı yıllarca; yine de sevgili, bir gün demedi ki ey zavallı sen kimsin?

AÇIKLAMASI:
  1. BEYİT:
    Çok durur şehründe ben kul düşmüşüm şâhâ garib
    Cândan ayrı ten bigi nice olam tenhâ garib

Garib: kimsesiz, zavallı; yabancı; tuhaf, şaşılacak, bambaşka; dokunaklı gibi anlamlara gelen bir sözcüktür.
Ey güzeller şahı, ben uzun zamandır senin şehrinde, can ile teni ayrı ve yalnız olan garipler gibi kulunum, esirim.
Divan şiirinde sevgilinin oturduğu yerden sıkça bahsedilir. Âşık daima oraya ulaşmak, oradan hiç ayrılmamak ister. Şair de kalbini sevgiliye kaptırmış ve onun şehrinde esir bir garip olarak yaşamaktadır. Canın tenden ayrı olmasının adı ölümdür. Bedene, tene, cesede hayat veren candır, ruhtur. Dolayısıyla şair, sevgiliden ayrı olmayı, onun şehrinde de olsa ölümle bir tutmaktadır. Ayrıca sevgilinin en önemli özelliklerinden birisi can bağışlamasıdır ki ağzından çıkan sözlerle bunu gerçekleştirir. Çünkü o, gönül mülkünün sultanıdır. Ağzından çıkan sözler ferman gibidir; bir sözle can alır, bir sözle can bağışlar. Garip; kimsesiz, zavallı olduğu gibi kendi memleketinden uzakta olan kimse anlamına da gelmektedir. Buradan hareketle şairin, sevgilinin sultan olduğu gönül ülkesinde olduğunu öğrenebiliriz. Yine kulluk, kişinin elinden özgürlüğünün alınması demektir. Yani kul, canının her istediğini yapamaz; bilakis efendisinin emirlerine uymak zorundadır. Her hareketi efendisinin isteğine bağlıdır. Ten de bir nevi kul gibidir; can olmadan hareket edemez, can istemeden bir şey yapamaz. Zaten tenhanın boş anlamına da geldiğini düşünürsek, garibin teni boştur; canı yoktur. Can da hem sevgilidir hem de sevgilinin elindedir. Şehir, kul, şah, garip kelimeleriyle beyitte Yusuf mazmunu yapılmıştır. Hz. Yusuf’un Mısır şehrinde köle olarak satılması, memleketinden ayrı bir garip olması ve hükümdarın rüyasını yorumlaması bu kelimelerle birlikte Yusuf mazmununu oluşturmaktadır. Şah-kul kelimeleriyle tezat sanatı yapılmıştır.

  1. BEYİT:
    Ülfet itmez hûriye dîdâr-ı yârından ırak
    Vây iledür ger bulursa cennetü’l-me’va garib

Ülfet: görüşme, konuşma; ahbaplık, dostluk.
Cennetül-mev(a.i.): Sekiz cennetten biri.

Sevgilisinin yüzünden uzak kalan bir garip, huriyle dostluk kurmaz; sekiz cennetten birini bulsa da oraya ancak üzüntüsünü gönderir.
Şair bu beyitte garipliği, sevgilisinin yüzünden uzak kalmaya bağlamıştır. Ona göre, sevgilisinin yüzünden ayrı olan bir garip cennet hurisiyle dostluk kurmadığı gibi cennette dahi üzüntü içindedir. Huri, henüz hiçbir yüz tarafından görülmemiş ve dünyadaki kadınlardan daha güzel cennet kızıdır. Buna rağmen şair, onlarla ülfet etmeyerek mübalağa sanatını kullanmaktadır. Sevgilisinden ayrı olduğu için onsuz cennette bile olsa üzüntü içinde olacağını söylemektedir. Ayrıca sevgilinin yüzü âşık için cennet bahçesi olduğundan ona başka cennet gerekmez. Kısaca şair, sevgiliden başka huri bile olsa gönlünü eğlendirememektedir. Çünkü bir sonraki beyitte değineceği gibi aşk, ateş gibi âşığın içini yaktığından onun gönlünü vuslattan gayrısı söndüremez. Beyte tasavvufî yönden baktığımızda; elest meclisinde Allah’ı gören ve ona şık olan ruhlar, dünya denilen gurbet evine gönderildiklerinden beri hasret içinde yaşamaktadırlar. Onların istediği, aşkından yandığı Allah’tır; Allah’a kavuşmaktır. Dolayısıyla bu gariplerin gönlündekini ne cennet, ne huri, ne de başka bir şey dindirir. Nitekim Yunus Emre de bu duyguyu şöyle dile getirir:
Ne tamuda yer eyledim ne uçmakta köşk bağladım
Senin için çok ağladım bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri bir ev ile birkaç huri
İsteyene vergil onu bana seni gerek seni

Didar, huri, cennetül-meva, ülfet kelimeleriyle tenasüp sanatı yapılmıştır.

  1. BEYİT:
    Şâh-ı şirin-lebden ayru şem bigi zâr u gerd
    Yakılursa nâle-y ile ney-sıfat n’ola garib

Şirin: tatlı, sevimli, cana yakın.
Zâr u zerd: ağlayan, inleyen; solgun, soluk.

Nale(f.i.):İnleme, inilti.

Garib; şah-ı şirin-lebden ayru (düştüğünden) şem gibi zâr u zerd(dir), ney-sıfat naleyile yakılursa nola. Garip; tatlı dudaklı sevgiliden ayrı düştüğünden mum gibi solmuştur; ney gibi inleyerek yakılsa ne olur ki?
Divan şiirinde en fazla üzerinde durulan güzellik unsurlarından biri de dudaktır. Görünüşündeki güzellik, renk, darlık, yuvarlaklık, kenarındaki ben vb. yönleriyle dudak, divan şiirinin vazgeçemediği bir güzellik ögesidir. Canın son çıkış noktası dudak olduğu için can ile yakından ilgilidir. Bu noktada dudaktan dökülen can bağışlayıcı kelimeler de önem kazanır. Bazen şeker, ney-şeker, şehd olur. Bunun yanında kötü sözleri ve âşığı azarlamalarıyla zehir de olabilir. Dolayısıyla sevgili de şahtır; ne derse fermandır ve hemen yerine getirilir. Şair işte böyle bir sevgiliden ayrı düşünce mum gibi sararıp solmuştur, beti benzi atmıştır. Kendisini muma benzetmesi de, mum gibi yanıp erimesindendir. Bu ayrılık onu sararıp soldurduğu gibi, günden güne zayıflamasına yani mum gibi erimesine de neden olmuştur. Bu yüzden ney gibi inleyerek yakılsa da acısı daha da artmaz. Burada kullanılan ney kelimesi, Mevlana’nın Mesnevi’sinin girişindeki ilk 18 beyitte anlatılanları hatırlatmaktadır: Dinle, bu ney nasıl şikayet ediyor; ayrılıkları anlatıyor. Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inlemiştir, kadın da. Ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim ki iştiyak derdini anlatayım ona. Aslından uzak kalan kişi, gene buluşma zamanı arar. Ben her toplulukta ağladım, inledim; iyi hallerle de eş oldum, kötü hallilerle de. Telmih sanatı yapılmıştır.

  1. BEYİT:
    Dâr-ı gurbette gedâ-yı der-be-derdendür beter
    Ger ola yâr u diyârından ırak dârâ garib

Dâr-ı garb, ger yâr u diyarından ırak ola; dâr-ı gurbette gedâ-yı derbederden beterdir.
Dârâ(f.i.):Eski İran hükümdarlarından dokuzuncusu, Keykubad; hükümdar; Cenab-ı Hakkın bir adı.
Derbeder(f.s.): (Kapı kapı gezen) Serseri; perişan, dağınık.

Ey güzellik hükümdarı; garip, memleketinden ve sevgilisinden uzak olursa, gurbette perişan bir fakirden daha beter demektir. Bu beyitte şair, garibin sevgilisinden ve yurdundan uzak olması halinde gurbetteki perişan bir fakirden daha beter olacağını söylemektedir. Gerçekten de gurbetteki perişan bir fakir, sadece maddeye muhtaçtır. Fakat sevgilisinden ayrı olan, hem maddeye hem manaya muhtaçtır ki zor olanı mana açlığı yani gönül ateşidir. Daranın hükümdar anlamının yanında İran’ın Keyniyn sülalesinin dokuzuncu hükümdarı olan Keykubad anlamı vardır ki beyitte hükümdar anlamıyla kullanılmıştır. Beyte tasavvuf yönden baktığımızda, sûfilere göre insanın asıl vatanı ruhlar âlemidir. İnsan buraya geçici olarak, misafir olarak gelmiştir. O bu âlemde gariptir; ruh daima asli vatanı olan melekût ve ruhlar âlemini özlemektedir. Mevlana Mesnevi’nin ilk beyitlerinde bunu anlatır. Ayrıca sûfiler, ülkelerini terk edip diyar diyar gezdikleri için garb adını alırlar. Bir hadiste de, İslam garip olarak başladı, yine gariplik haline dönecek. Ne mutlu gariplere! buyurulmaktadır. Garb, gurbet kelimeleriyle iştikak sanatı yapılmıştır. Çünkü aynı kökten kelimelerdir. garb, gurbet, gedâ, diyar kelimeleriyle gariplik üzerine tenasüp sanatı yapılmıştır.

  1. BEYİT:
    Şâh-ı  gül-ruh ferş-i devletde haberdar ola mı
    Yastanup döşendiğinden hâr ile hâcâ garib

Gül-ruh: Gül yanaklı güzel.
Ferş:Yayılan şey, yaygı; yeryüzü.
Hâr:Diken.
Hâc(f.i.): Pek katı taş, mermer, hece taşı; üzeri menevişli kumaş.

Gül yanaklı güzellik şahı, devletinin içinde garibin diken ve taşlara yaslanıp yattığından haberdar mı acaba?

Garip; vatanından ve yurdundan ayrı olan anlamına geldiğinden beyitte diken ve taşların arasında uyuduğu söylenmektedir ki gerçekten de doğrudur. Çünkü evi barkı olmayan kişiler, sokaklarda yatıp kalkarlar. Burada da şair taşları yastık, dikenleri döşek edinmiştir.
Bir anlamda şair, sevgili için çektiği çileleri ona duyurmaya çalışmaktadır. Sevgili mademki şahtır, hükümdardır; devletin içinde kimin ne halde olduğunu bilmesi gerekmektedir. Fakat, onunla ilgilenmediğinden değil devletinin çok büyük olmasından şairi görmemektedir. O da kendi durumundan haber verme ihtiyacı hissetmiştir. Kaldı ki bir hükümdarın devletinde fakir ve garip olmaması, onun büyüklüğünün şanındandır. Dolayısıyla şair de buradan hareketle, büyük ve ulu bir hükümdar olan güzellik şahından (sevgiliden) kendisine merhamet göstererek ilgilenmesini istemektedir.
Şah-garb kelimeleri arasında tezat sanatı vardır. ferş,hâr,yastanmak,döşenmek kelimeleri arasında yatılan yerle ilgili tenasüp sanatı yapılmıştır.

  1. BEYİT:
    Seyr iderken hüsni şehrinde gönül yüz can ile
    Düşdenegi çâhına hoş didi kel-a’mâ garib 

    Gönül, (senin) şehrinde hüsni(ni) yüz can ile seyr iderken kel-am garb(gibi) enegi çahına düşdi (ve) hoş didi.
    Çah(f.i.): Kuyu, çukur.
    Kel-am(a.s.): Kör gibi.
    Enek(t.i.): 1) çene, çene kemiği, 2)Gerdan. Garip, senin şehrinde güzelliğini yüz can ile seyrederken kör gibi çene çukuruna düştü ve burası çok hoş dedi. Şair daha, önceki beyitlerde garipliğinden ve garipliğin hallerinden bahsederek sevgiliye durumunu arz etmişti. Bu beyitte, sevgili şaire acımış ve şair onun güzelliğini görme bahtiyarlığına erişmiştir. Öyle ki bu güzelliği doya doya seyrederken sevgilinin çene çukuruna kör gibi düşüvermiştir. Bazı kişilerin çenesinde hafif bir çukurluk bulunur. Sevgilideki güzellik unsurlarından biri olarak kabul edilen bu çukur, bazen bir kuyu olur, bazen de zindan. Âşıkların bilerek veya bilmeyerek düştükleri bu zindana girenler saç zinciriyle bağlanırlar. Âşık, çene çukuru denen bu zindana can atar. Çünkü azat olmanın yolu tutsaklıktan geçer.
    Hüsn, şehr, kuyuya düşmek, kör gibi kelimeleriyle Hz. Yusuf mazmunu anlatılmaktadır. Onun güzelliği, kardeşlerinin kıskançlığıyla kuyuya atılması, kervanın onu kurtarıp Mısır şehrine götürmesi, babası Hz. Yakub’un ağlamaktan kör olması.

  2. BEYİT:
    Zülfüni şâm-ı garibân gördi şeyhi dolaşıp

    Kaldı yıllar dimedi bir gün ki kimsin yâ garib

Şeyhi, (sevgilinin) zülfini şAm-ı garbn gördi (ve) yıllar(ca) tolaşup kaldı; (sevgili de) bir gün dimedi ki: Ya garb kimsin?
Şâm-ı garibân(f.i.): Gamlı akşam, akşamı hüzünlü.

Şeyhi sevgilinin saçını gamlı bir akşam gördü ve ona tutuldu kaldı yıllarca; yine de sevgili, bir gün demedi ki ey zavallı sen kimsin?

Şeyhi, sevgilinin saçlarını gamlı bir akşam görünce, o saçlara dolaşıp kalmıştır. Gamlı olması, sevgilinin derdinden yanıp yakılmasıdır. Sevgili bir türlü âşığa yüz vermez. Bu hâldeyken onun kara saçlarını görmüş ve o saçlara dolaşıp kalmıştır. Şöyle ki, dolaşıp kalmak tutulup kalmak, bağlanmaktır. Burada dikkati çeken bir husus da, zülüf karadır, akşam karadır, sevda da hem kara hem de aşk anlamına gelmektedir. Dolayısıyla şair, bir akşam sevgilinin kara saçlarını görünce kara sevdaya tutulmuş; gönlü onun saçlarında takılı kalmıştır. Şairin gönlü sevgilinin saçlarında takılı yıllar geçmesine rağmen, bir gün, “Bu gönül de kimin?” diye sormamıştır. Zaten sevgilinin en belirgin özelliği âşığa acı ve ıstırap vermesidir. Gönlü taştır, merhamet kelimesini bilmez. “Dolaşıp” kelimesi hem birinci mısra ile hem de ikinci mısra ile anlamlı olduğundan sihr-i helal sanatı yapılmıştır.

seyhinin garip redifli gazelinin incelenmesi indir.

Yazdır

Yazar hakkında

admin

Yorum yap