Roman Yorum-Özet

TOPRAK ANA-CENGİZ AYTMATOV

Çeviren: Refik Özdek

Ötüken Yayınları-2018-135 sayfa

“Sen kadınsın. Sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin.”

Buğday başakları rüzgârda savrulurken garip bir koku sarar etrafı. İşte o kokudur ki bereketin, emeğin, alın terinin kokusu. Orhan Kemal’in ‘’Bereketli Topraklar Üzerinde’’ romanını hatırlatıyor her satırı, onda da her okuyuşunuzda toprak kokusunu alırsınız. İşte ben de ‘’Toprak Ana’’ yı okuduğumda Orhan Kemal’i andım. Kırgız köyünde bizden bir şeyler buldum. Hikâye bilindik, tarlalar aynı bizim Çukurova, evler deseniz taş duvar, biçerdöverler bizim toprağımızdan.

Bu romanda Aytmatov’un diline zaten denilecek kelime bulunamıyor. Üslubu sağlam, dili canlı, akıcı. Okurken kelimeler hızla akıp gidiyor zihninizden kalbinize.

Roman, ana yol üzerinde verimli topraklara sahip Kırgız köyünde II. Dünya Savaşı sırasında yaşananları anlatıyor. Bu anlatım yapılırken de köyün en yaşlılarından ve en kıdemlilerinden sayılan Tolganay’ın toprak ana ile iç hesaplaşması şeklinde veriliyor. Yaşananları ve yaşadıklarını toprak anaya bir bir anlatan Tolganay’ın bir yandan da şöyle söyleseydim şu da olsaydı gibi pişmanları gün yüzüne çıkartılıyor. Ara ara Kırgız diline ait kelimelere yer verilirken Kırgız mitolojisine de değinilmeden geçilmiyor.

‘’Bir ananın mutluluğu, milletin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor.’’

Tolganay; kocası (Suvankul) ,üç oğlu (Kasım, Maysalbek, Caynak) ve gelini Aliman ile sakin bir çifçi hayatı yaşıyor. Büyük oğlunun biçerdöver ehliyeti almasıyla köyün de köylünün de hasatla ilgili tüm sıkıntıları bitiyor. Gelini deseniz zaten kızından öte.

Her yıl hasat zamanı Tolganay ve ailesine olduğu gibi tüm köylüye bayram sayılıyor. Ekinler biçiliyor, kışa hazırlıklar yapılıyor. Her şey güllük gülistanlık, her yer süt liman. Ancak günün birinde bir ulak köye savaşın başladığına dair haberi ulaştırıyor. Köyde haberin duyulmasının ardından herkesin içinde bir huzursuzluk alametleri baş gösteriyor. Nitekim savaş köye gelemez amma velakin köyün delikanlıları savaşa gidebilir. Yüreklerine salına bu korkuyla çok da uzun süre baş başa kalmıyorlar. Kötü haber tez zamanda köye ulaşıyor ve köyün gençlerinden azını cepheye alıyorlar. Bunların içinde Aliman’ın kocası Kasım da var. Devlet böyle istemiş, millet kurtuluş bekler derken yürekler ağızda Kasım ve diğer gençler cepheye uğurlanıyor. Ardından diğer oğulları da bir bir cepheye çağırılıyor. Hatta öyle ki savaş pis yüzünü gösteriyor Tolganay’ın kocası yaşlı Suvankul bile cepheye gitmek zorunda kalıyor.

Günleri çocuklarından kocasından gelecek haberleri bekleyerek hasat başında geçiyor Tolganay’ın. Derken günün birinde oğlu Maysalbek’ ten bir mektup geliyor. Cepheye giderlerken bindikleri tren köylerinden geçecek ve o da biraz da olsa annesini yengesini görmek istediğini yazmış mektubunda. Tabi ana yüreği bu durur mu? Oğluna o yoklukta etler pişiriyor, yemekler yapıyor. Alıyor gelinini de yanına tren istasyonuna gidiyor. Bekliyor Allah bekliyor. Ne gelen var ne giden. Geceyi orada geçiriyorlar ki oğullarının içinde olduğu treni kaçırmasınlar. O gün öyle geçerken uzaklardan bir siren sesi duyuluyor ve tren son sürat hızla istasyondan geçiyor. Ve camdan kendini aşağı sarkıtan Maysalbek’ in bağrışı ile siren sesi birbirine karışıyor. Bir saniye, onca zaman sonra sadece bir saniye oğlunu görebiliyor. Dövünmesi çabasız, buna da şükür diye düşünüyor. Sonuçta oğlu yaşıyor. Ve kader yapıyor yapacağını. Tolganay’ın çocuklarından aldığı acı dolu mektuplar ve ardından gelen ölüm haberleri aileyi perişan ediyor. Hem evlatsız hem eşsiz kalıyor, geliniyle kader birliği yapmak zorunda kalıyor. Kendini gelinine, köye köylüye adıyor. Gelininin her şeye rağmen onu terk etmeyişi onu gururlandırsa da için için pişmanlık duyuyor. Kızcağız genç yaşta dul kalıyor ne acı. Bazı zamanlar tarladan vs. geç geldiği olsa da Aliman hep kaynanasının dizinin dibinde duruyor. Herkes böyle düşünürken bir gün Aliman eve üstü başı perişan halde geliyor. Sormuyor kaynanası nasılsa anlıyor olanı biteni. Gelinini mahcup etmek istemiyor. Gel zaman git zaman beklenen oluyor ve Aliman’ın karnı şişiyor. Yine bir şey sormuyor Tolganay. Ki zaten ne sorsun bütün köy çalkalanıyor da kimse cesaret edip bir şey söyleyemiyor. Doğum vakti geliyor kızcağız utancından tek başına doğum yapmaya çalışırken Tolganay onu buluyor. Buluyor ancak iş işten çoktan geçmiş oluyor. Kız son nefesini verirken doğurduğu oğlu ilk nefesini alıyor hayata dair.

Acıklı bir o kadar da içinde mesaj barındıran bir roman. Eğer akıcı bir roman okumak istiyor ancak kısa ama etkileyici olsun istiyorsanız “Toprak Ana’’ yı okumanızı tavsiye ederim.

Yazdır

Yazar hakkında

Aslı Cansız

Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Yorum yap