Ders Notları

Cahit Sıtkı Tarancı ve Şiiri

CAHİT SITKI TARANCI ve ŞİİRİ

A.Üslubu:
Üslubunun özelliği, tercih ettiği vezne bağlı olarak kendini göstermektedir. Mısra kuruculuğundaki değişiklik ve yeniliği, dikkatle seçilmiş sayısı az kelime ve yapmacıktan uzak tabii bir söyleyiş ile sağlamıştır. Bu konuda Ayhan Doğan “… onda, uğraşılarak yerine konulmuş ama yapmacık düşen bir kelime ve dolayısıyla ses durumları göremeyiz. Her kelime bir ses yaratabilmek gayesiyle kullanılmış sayılmaz; hiç olmazsa açıkça bunu sezdirmez. Mısra mısra ele alınırsa gerek aliterasyon gerekse asonans oluşlar ortaya çıkarılamaz. Genel olarak Otuz Beş Yaş’ta “s” ve “r”, Düşten Güzel’de “m” ve “l” gibi bütün şiirlere ses ve güzel bir ton veren bu durumları görmek mümkündür. Böylece pek sakin bir hava içinde gelişen bu ses ve müzikal unsurlar üslubu daha tabii kılmakta, vezin de bu arada daha büyük ve yapıcı roller oynamaktadır.” diyor.

Mehmet Kaplan ise Cahit Sıtkı’nın üslubunun, duyuş tarzının bir sonucu olduğunu şöyle belirtir: “Duyu ve yalın duyguya ön planda yer veren bir şair uzak çağrışımlara, hayal oyunlarına ve derin düşüncelere gitmez. Serbest çağrışım, karışık hayal ve kompleks ifade tarzı daha ziyade iç âlemle ilgilidir. Ölümden korkan, varlık ötesine gitmekten çekinen, duyularına ve yaşadığı ana sımsıkı bağlı olan Cahit Sıtkı’nın açık ve sade bir üslup kullanması duyuş tarzına uygundur. O, bu bakımdan, kendinden sonra gelen, hayat karşısında bedbin, var olanla yetinmeyen, gerçeküstü bir şeyler arayan karışık, anlaşılması güç, hatta bazen manasız bir üslup kullanan nesilden ayrılır.”
Tarancı, kendisindeki şiir cevheri ile kazandığı şiir kültürünü, az kimsede rastlanan bir şiir ihtirası ile birleştirmeyi bilmiş; böylece Cumhuriyet devri Türk şiirini zenginleştirmiş değerli bir şairdir.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın ses, mana ve şekil bütünlüğüne verdiği önem; yarattığı canlı dilde kelimeye gösterdiği saygı ve meydana getirdiği üslup ile bir arada değerlendirilince Türk şiirindeki yeri daha iyi anlaşılır.

Tanpınar onunla ilgili olarak şöyle der: “Cahit yalnız, şiirle temas ettiği anlarda mesut olan insanlardandı.”
Tarancı ömrünün sonuna kadar yalnız şiir düşünmüş, şiir yaşamış ve şiir yazmıştır.

Şiire tutkunluğunu kendisi şöyle dile getirir: “Şiir, bu tatlı bela, bu ilk göz ağrımız, ilk ve son aşkımız, bu teneffüs saadetimiz, bu şehvetli kalp çarpıntımız, ona vardığımız nispette çok yaşamış, tatmış, kâm almış olacağız.”
Cahit Sıtkı şiire sımsıkı bağlıdır ve dilin, duygunun şiirine yansımasına çalışır. Şair, şahsi yaşantısının ve kültürünün kendisine kazandırdığı birikimi, hem hikayelerinde hem de şiirlerinde işlemiştir. Şiirinde az kelimeyle çok şey söylemek ve söylediklerinin ses ve çağrışım bakımından zenginliğine önem verdiği gibi bunları hikayelerinde de kullanır.

B. Genel Olarak Şiiri Ve Dili:
Türk şiir geleneğine bağlı kalmakla beraber, Fransız şiirinin kaynağına eğilen Yahya Kemal ve Ahmet Haşim ile C.Baudelaire ve özellik P. Verlaine’i benimseyen Tarancı; sağlam bir şiir kültürü almış, Türkçenin bütün imkanlarından ve Türk Halk şiirinden de yararlanarak kendi şiirini ortaya koymuştur. Diyeceğini en kestirme yoldan, genellikle de az heceli kelimelerle, tek cümleden ibaret mısralarla adeta konuşur gibi söyler. Teşbih, istiare ve mecazla pek ilgisi yoktur.

Kelime ağlar, kelime gülümser. Kelimenin bir değil, birkaç manası, kıvamı, tadı, rengi, gölgesi, ışığı, çağrışımı ve büyüsü vardır. Kelimede sır saklıdır. Yeter ki o, okşansınve mısranın en yakışan yerine konsun.
“Elimde Türkçe gibi güzel bir silahım var.” “Şiir nihayet dil ve kelime işidir.” “Bu can, bu tende oldukça Türkçeyle daha ne güzel, ne yeni ne harikulade şiirler yazacağız. Öyle yapalım ki Ziya’cığım Türkçe bizden hoşnut olsun”. “Aslolan şey kelimeleri yaşatmaktır.” “Türkçe yazdığını ve her şeyden evvel bu dili, bir kadını memnun eder gibi memnun etmeye mecbur olduğunu, şair sıfatı ile asla unutmamalısın.” “Şairin mesuliyeti ve şerefi sesle başlar, sesle biter. Yoksa kelimenin tek başına manasından beklenen güzellik, nesir hudutları içine girer.”

C. Vezni ve Kafiyesi:
Cahit Sıtkı, daha çok, değişik bir hüviyet kazandırdığı hece veznini kullanır, kafiyeyi silkip atmaz. Hiçbir güzelliğin şekilsiz olamayacağı görüşündedir. Bu sebeple, şekilden vazgeçmez, şiirin güzel olması için hangi şekil gerekiyorsa o şekli seçer. Zaman olur kafiye kullanmaz.

İlk sevgilimin gülüşüne benzer,
Bir nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat.
Kanatlarımı açmak zamanıdır,
Allah’a ısmarladık kaldırımlar.

Yukarıdaki şiir “Bahar Sarhoşluğu” adlı şiirin ilk kıtasıdır. Her mısrası on bir heceli beşer mısradan kurulu beş kıtalık bir şiirdir.

“Abbas” adlı şiirinin ilk altı mısrası:
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.

Serbest vezinli fakat, mesnevi tarzında kafiyelidir. Gerek bu tür, gerek serbest tarzdaki şiirlerinin sayısı azdır. Nitekim, incelenen şiirlerinden sadece yüzde yirmisinin serbest vezinli olduğu görülür.

“Abbas” adlı şiirinden örnek verilmişken şairin aynı adı taşıyan hikayesi de okunursa hem yukarıda sözü edilen şiir ve hikayeleri arasındaki paralellik daha iyi anlaşılır, hem de şiirin tadına daha çok varılır.

D. Temaları:
Tarancı’nın şiirinin temaları zengin ve çeşitli değildir. İlk şiirlerinde genellikle kendisini “yalnızlık” içinde hatta sonsuzlukta hisseder. Şuuraltını yoklar durur, bir yerlere gitmek isteği ile doludur.

Uyanır gibi biden bir korkulu rüyadan
O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
Bir ses bana: “Gel!” dese, ben o sesi işitsem
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!

Şahsiyetini kazandığı devredeki şiirlerinde ise “ölüm” ve “yaşama sevgisi” ön plandadır. Temalarında sınır tanımaz, değişik açılar kullanır ve en ince ayrıntıları bulur. Bunları aşk, içki, geçmiş zaman, çocukluk yıllarının özlemi ve daha birçok konu tamamlar.

“Eşya”, insanla mana kazanan “hayat” içinde önemlidir. “Ölüme” yaşama sevgisiyle ve onun sembolleriyle savaş açar. Bu yüzden ölümde bile yaşama isteği hakimdir. (Gün Eksilmesin Penceremden)

Tarancı’nın şiirlerinde ferdi duyguların ağır bastığı bir gerçektir. Ama milletçe benimsenen duygu ve düşüncelerin de yabancısı değildir: Atatürk, Mehmetçik, On Kasım, İstiklal Marşını Dinlerken şiirlerinde görüldüğü gibi. Bunlar da öteki şiirleri kadar sade, açık ve kendine has bir güzelliktedir, gösteriş ve yapmacıktan uzaktır.

E. Gayesi ve Yenilik Anlayışı:
Cahit Sıtkı “Sanat sanat içindir.” prensibini benimsemiştir, geleneklere bağlıdır. Yeniliği birtakım acayipliklerde aramaz; sanatı ideolojilerin ve sosyal davaların üstünde tutar. Kısacası bir şair olduğunu hiçbir zaman unutmaz.

Yazdır

Yazar hakkında

admin

2 yorumlar

Yorum yap