Yazılı Soruları

9.Sınıf Edebiyat 2.Dönem 1.Yazılı Soruları B

Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklâl Marşı ile ilgili düşüncelerini aktardığı metni okuyunuz.

“Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır, inkılâbımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lâzımdır. İstiklâl Marşı’nda, istiklâl davamızı anlatması bakımından büyük bir manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

‘Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklâl.’

Benim, bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar, işte bunlardır. Hürriyet ve istiklâl aşkı bu milletin ruhudur. Tarihe bakın, bütün milletlerin bir esaret ve hürriyetsizlik devri geçirdikleri bir hakikattir. Dünya tarihinde, fasılasız, hürriyet ve istiklâlini muhafaza ve müdafaa etmiş bir millet vardır: Türkler, İstiklâl Marşı’nın bu pasajını oluştururlar.

Asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yâr ve ağyar anlamalıdır ki, Türk’ün Mete hikâyesinde olduğu gibi, her şeyi, hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir; fakat, hürriyeti asla. Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek, bunun için lâzımdır. Bu demektir ki efendiler, Türk’ün hürriyetine dokunulamaz.”
1.Bu metinden hareketle İstiklâl Marşı’nın sizi en çok etkileyen dizelerini yazarak bu dizelerin anlamını ve bu dizeleri beğenme gerekçelerinizi anlatan kısa bir paragraf oluşturunuz. Yazacağınız paragrafta yazım ve noktalama kurallarına uyarak dil ve anlatımınıza özen gösteriniz. (15 puan)
A.Aşağıdaki metinleri okuyarak metinlerle ilgili soruları cevaplayınız.
Aşağıda Sevinç Çokum’un Hilal Görününce adlı romanından bir parça verilmiştir.

Nizam Dede: “Ee, ne diyorsunuz hocalar? Bir kenarda durup olanın bitenin seyircisi mi olacağız? Oğullarımızı, torunlarımızı destanlarla büyütürken bugünlere hazırlamadık mı? Ad verdiğim, taylara bindirdiğim, kaya gibi sağlam yetiştirdiğim balalar şimdi nerede? Söyleyin. Hani, bir vakitler destanlar yazan yiğitlerin torunları? Şu cenk gününde bize de düşen bir vazife yok mu? Böyle yan gelip oturacak mıyız?”
B.Metne göre Nizam Dede’nin nasıl bir kişiliğe sahip olduğu söylenebilir? (10 puan)

2.Aşağıda Behzat Ay’ın Miras Paylaşımı adlı hikayesinden bir parça verilmiştir.
Dokuz on kişi bir kayığı omuzlamış geliyordu… Onlara baktı şaşkın şaşkın. Gelenler işliğin önünde kayığı omuzlarından indirdiler. Biri “Kerem Usta, bu kayığı enlemesine ortadan hazırla kes!” dedi. Kerem Usta iyice şaşalamıştı. “Delirdin mi sen?” dedi. Bir başkası, “Evet, keseceksin!” dedi sertçe. Kerem Usta “Kesemem” dedi. İkisi de üsteledi: “Paranı alacaksın, niçin kesmiyorsun?” diye. Kerem usta “Bakın” diyerek söze başladı; “Konuyu biliyorum. Duydum. Ata yadigarı, ata mirası kayık sizin düşündüğünüz gibi, ortadan ikiye bölünerek bölüşülmez. Kayığı ortadan kesmekle ne kazanacaksınız? Öfkeyle kalkan zararla oturur demişler. Siz bunu yapıyorsunuz. Yapmayın!” İkisi de, “Keseceksin!” diye diretti. Biri, daha çok sinirliydi, ekledi: “Emeğini almayacak mısın? Sen emeğinin karşılığını al! Akıl ver demeye gelmedik buraya.” Öbürleri sessizdiler. Kerem Usta, onlara döndü, “Siz ne diyorsunuz?” diye sordu. Biri, “Biz çok uğraştık anlaştıramadık. İki kardeş de diretti…” dedi. Bir başkası, “Baltayla keseceklerdi. Bari tavuk kümesi yapın. Ata yadigarı, ata mirası evinizin önündeki tavukları barındırsın deyince baltayla kesmekten, parçalamaktan vazgeçtiler de getirdik.” Kerem Usta, iki kardeşe döndü, “Temel Reis, Salih Reis! Yapmayın. Ayıp!” der demez, ikisi de birden, “Kerem, senden öğüt almaya gelmedik.” dedi.
Yukarıdaki metinde altı çizili atasözü ile ilgili anlatılmak istenen nedir? (10 puan)

3. “Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,
Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın.
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.
Yukarıdaki şiirn yapı ve ahenk unsurlarını belirleyiniz.
Nazım birimi (3 puan):
Ölçü (3 puan):
Kafiye düzeni (3 puan):
Kafiye ve redifler (3+3=6 puan):

4.ve 5. soruları aşağıdaki metne göre cevaplayınız.

                                                                                              ESKİCİ
(…)

Bir gün halası sokaktan bağırarak geçen bir satıcıyı çağırdı. E
in avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kılıklı bir adam girdi. Torbasında da mukavva gibi bükülmüş bir tomar duruyordu. Konuştular, sonra önüne bir sürü patlak, sökük, parça parça ayakkabı dizdiler. Satıcı, iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı, tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyordu ki… Şaşarak, eğlenerek seyrediyordu: Mukavvaya benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağiyle kesişine, ağzına bir avuç çivi dolduruşuna, sonra bunları birer birer, İstanbul’da gördüğü maymun gibi avurdundan çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhlayışına, deri parçalarını, pis bir suya koyup ıslatışına, mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.

Bir aralık nerede kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından ana diliyle sordu:

— Çiviler ağzına batmaz mı senin?

Eskici başını şaşkınlıkla işinden kaldırdı. Uzun uzun Hasan’ın yüzüne baktı:

— Türk çocuğu musun be?…

— İstanbul’dan geldim!

— Ben de o taraflardan… İzmit’ten!

Eskicide saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantolonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı; gözlerinin akına kadar sarıydı. Türkçe bildiği ve İstanbul taraflarından geldiği için Hasan, şimdi onun yalnız işine değil, yüzüne de dikkatle bakmıştı. Göğsünün ortasında, tıpkı çenesindeki sakalı andıran kırçıl, seyrek bir tutam kıl vardı. Dişsizlikten peltek çıkan bir sesle yeniden sordu:

— Ne diye düştün bu cehennemin bucağına sen?

Hasan anladığı kadar anlattı. Sonra Kanlıca’daki evlerini tarif etti; komşunun oğlu Mahmut’la balık tuttuklarını, anası doktora giderken tünele bindiklerini, bir kere de kapıya beyaz boyalı hasta otomobili geldiğini, içinde yataklar serili olduğunu söyledi. Bir aralık da kendisi sordu:

—Sen niye buradasın?

—Bir kabahat işledik de kaçtık!

Asıl konuşan Hasan’dı, altı aydan beri susan Hasan… Durmadan, dinlenmeden, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları taze, gevrek, billûr sesiyle sürekli konuşuyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu. Eskici hem çalışıyor, hem de, ara sıra “Ha! Ya? Öyle mi?” gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgârını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu. Daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu. Fakat, sonunda bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. Demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapadı, çiriş çanağını sarmaladı. Bunları hep ağır ağır yaptı.

Hasan, yüreği burkularak sordu:

— Gidiyor musun?

— Gidiyorum ya, işimi tükettim.

O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi minimini yavru ağlıyor… Sessizce, titreye titreye ağlıyor.
Refik Halit KARAY

4. A.”Eskici” adlı hikayenin temasını, konusunu ve ana düşüncesini yazınız.
Tema (5 puan):
Konu (5 puan):
Ana düşünce (5 puan:
B.“Eskici” adlı hikaye hangi anlatıcı bakış açısıyla kaleme alınmıştır? (7 puan)
C.“Eskici”, hangi türde ( olay hikayesi/ durum hikayesi) yazılmış bir hikayedir? (7 puan)
D.Metinde eskici karakterinin fiziksel özelliklerinin anlatıldığı bölümlerin altını çiziniz. (6 puan)
5. Hasan’ın eskici ile karşılaştıktan sonra onunla durmadan dinlenmeden konuşmasının sebebi nedir? (15 puan)

9.sinifedebiyat2.donem1.yazilisorulariAgrubu İNDİR

9.sinifedebiyat2.donem1.yazilicevaplariAgrubu İNDİR

Yazdır

Yazar hakkında

admin

Yorum yap