Ders Notları

DİVAN ŞAİRLERİ

DİVAN ŞAİRLERİ

HOCA DEHHANİ (13.yüzyıl):

*Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.
*İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.
*Şiirlerinin en önemli teması aşktır.
*Dehhani, bir saray ve zevk şairidir. Yaşadığı zamanı zevk ve eğlence içerisinde geçirmekten yana olduğunu şiirlerinde açıkça belirtmiştir.
*Farsça bir Selçuk Şehnamesi yazdığı da söylenir.

MEVLANA (13.yüzyıl):

İyi bir medrese tahsili yapmıştır.
Şems-i Tebrizi’nin etkisinde kalması, Mevlana’yı tasavvufi anlamda derinleştirmiştir. Mesnevi’yi yazmasında Şems-i Tebrizi’nin etkisi büyüktür.
Mevlana tasavvuf edebiyatının en büyük sanatçılarındandır.
Vahdet-i vücud, ilahi aşk, insan sevgisi başlıca konulardır.
Şiirlerinde Rumi mahlasını kullanmıştır.
Mevlana eserlerini genel olarak Farsça yazmıştır.
Eserlerinde genel olarak Farsça’yı kullanmıştır. Türkçe ve Arapça yazılmış şiirleri de olmakla birlikte azdır.
Mevlana vahdet-i vücut teorisini eserlerinde ana konu olarak işlemiştir.
Mevlana’ya göre Allah, insan ve görünen bütün varlıklar temelde birdir. Bu birlik sebebiyle insanda ilahi öz vardır. Bu ilahi özü kavramak için gönlün önderliği gerekir. İnsan ancak ilahi aşk ile insan-ı kamil mertebesine ulaşır.
Mevlana hangi din, mezhep ve ırktan olursa olsun insanlara kucak açarak onlara sevgi yolunu göstermiştir. Hoşgörüsü ile tüm dünyanın ilgisini çekmiştir.
Mevlana’nın ölüm gecesi, sevgiliye kavuşulan gece anlamına gelen Şeb-i Arus olarak bilinir.
Eserleri:
1. Mesnevi: Dini, tasavvuf ve ahlaki yanı ağır basan didaktik bir eserdir. Mesnevi’de işlenen konular çoğunlukla öğüt vericidir. 26 bin beyitlik bir eserdir. Mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Ahlaki, felsefi özellikler yer yer alegorik tarzda dile getirilmiştir.
2. Divan-ı Kebir: Bu eserin lirizm yanı, diğer eserlerine göre ağır basmaktadır. Bu eserinde Şems-i Tebrizi’nin etkisi belirgindir. Eserde tasavvufi aşk işlenmiştir. Eserdeki birçok şiirde Mevlana, Şems mahlasını kullanmıştır. Divan-ı Kebir, Divan edebiyatı nazım şekilleriyle yazdığı şiirlerinin toplandığı kitabıdır.
3. Fihi Ma-Fih: Mevlana’nın tasavvuf, din, ahlak, felsefe ile görüşlerini anlattığı eseridir. Bu eserde dünya, insan ve şiir anlayışını belirttiği konuşmalar vardır.
4. Mektûbât: Mevlana’nın mensur eserlerindendir. Mevlana’nın Selçuklu Devleti ileri gelenlerine, dönemin devlet adamlarına, dostlarına yazdığı 147 mektuptan oluşmaktadır. Öğüt verici yanı ön planda yer alan bir eserdir.
5. Mecalis-i Seba: Mevlana’nın yedi vaazının yer aldığı eseridir.

SULTAN VELED (1226-1312)

Mevlana’nın büyük oğludur.
Mevlana’nın tasavvufla ilgili fikirlerini bir sistem halinde birleştirip Mevleviliğe bir tarikat olarak gerçek şeklini veren kişidir.
İlk Mevlevi dergahının kurucusudur.
1285’ten ölümüne kadar Mevlevi şeyhliği yapmıştır.
13.yüzyıl mutasavvıflarındandır. Tasavvufla ilgili görüşlerini halka anlatmada başarılı olmuştur. Bunda kullandığı dildeki sadeliğin ve samimiliğin payı büyüktür.
Sultan Veled’in şiirleri, Eski Anadolu Türkçesinin bilinen ilk örneklerindendir.
Eserlerinin büyük kısmını Farsça yazmıştır. Bunda dönemin edebi geleneğinin etkisi büyüktür. Eserleri:
1.Divan: Çeşitli nazım şekilleri ile yazılmış dini tasavvufi ve ahlaki şiirler yer alır. Divan’ın gazeller bölümünde Türkçe-Farsça-Rumca mülemma manzumeler de bulunmaktadır.
2.İbtidaname: Sultan Veled’in yazdığı ilk mesnevidir. Eser Veledname adıyla da bilinir. 1291’de yazılmıştır. Farsça olan eserde 76 Türkçe beyit de bulunmaktadır.
3.Rebabname: Farsça yazılmış olan bu mesnevide 162 Türkçe beyit bulunur. Eserde Mevlana’nın Mesnevi’sinin etkisi büyüktür. Fâilâtün / fâilâtün / fâilün vezniyle yazılmıştır.
4.Maarif: Dini, ahlaki öğütler veren mensur bir eserdir.
5. İntihaneme: Rebabname’ye konu bakımından benzer. Farsça yazılmıştır.

AHMED FAKİH (13.yüzyıl)

Çarhname adlı eseri bir kasidedir. Dini tasavvufi konuların işlendiği, dini ahlaki öğütlerin verildiği öğretici bir eserdir. Sanat değeri bakımından öğretici metin olması sebebiyle yüksek bir eser değildir. Eski Anadolu Türkçesinin ilk örneklerindendir. Dünyanın fâniliğinden, dünya zevklerine kapılmanın yanlışlığından, kabir azabından ve mahşerden bahsederek ölümü hatırlatan, bu dünyada âhiret için hazırlanmanın gerekliliğini öğütleyen, bunun da kanaat ve alçak gönüllülük içerisinde yaşayıp ibadet etmek ve ahlâkî güzelliklere sahip olmakla sağlanabileceğini açıklayan dinî-sûfiyâne bir eserdir. Halk için yazılmış basit bir şiirdir.

ŞEYYAD HAMZA (13.yüzyıl)

Tekke halk şairidir. Anadolu’yu dolaşarak halka dini-tasavvufi şiirler söyleyen gezici bir derviştir. Şiirlerinde hem aruz ölçüsünü hem hece ölçüsünü kullanmıştır. Şiirlerini mesnevi, gazel, kaside olmak üzere değişik nazım şekilleriyle yazmıştır.En ünlü eseri Yusuf u Züleyha mesnevisidir. Bu eser, Divan edebiyatının, Anadolu sahası Türk edebiyatının ilk Yusuf u Züleyha mesnevisidir. Aruzun fâilâtün/fâilâtün/fâilün kalıbıyla yazılmıştır. 1529 beyitten oluşmaktadır. Şeyyad Hamza Yusuf ve Züleyha kıssasını, Kur’an tefsirlerinden de faydalanarak kendi duygu ve düşüncesi içerisinde geliştirerek vermiştir.

GÜLŞEHRİ (1250-1335)

Anadolu’da 14.yüzyıldaki mutasavvıf şairlerdendir.
Ahi Evren’in dervişlerindendir.
Gülşehir’de kendi kurduğu tekkede Mevlevi tarikatını yaymaya çalışmıştır.Yedi gazeli bulunmaktadır.
İranlı mutasavvıf şair Feridüddin Attar’ın Mantıku’t Tayradlı eserini çevirip ilaveler yaparak yeni bir eser vücuda getirmiştir.
Mantıku’t Tayr, tasavvufi alegorik bir eserdir.
1317 yılında yazılan eser sekiz bin beyitten fazladır.
Mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır.
Gülşehri’nin Felekname adlı bir mesnevisi de vardır.
Tasavvufi bir mesnevi olan bu eser 1301’de kaleme alınmıştır.

ÂŞIK PAŞA (1272-1333):

Âşık Paşa, din ve tasavvuf bilgilerini Kırşehirli Şeyh Süleyman’dan öğrenmiştir.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında babası ile birlikte Osman Gazi’nin yanında hizmet görmüştür.
Âhilik örgütünün bağlandığı mürşidi olmuş, çevresinde toplanan Oğuz boylarına, dostluk ve kardeşliği aşılamıştır.
Âşık Paşa, eserlerini Türkçe yazmış, o zamanlar itibarda olan Farsça ve Arapça’ya karşı Türk dilinin önemli bir savunucusu olmuştur.
En meşhur eseri 12000 beyitlik mesnevi olan Garipname’dir.Garipname on bölümden oluşmaktadır. Dini ve tasavvufi öğütler içeren bir eserdir. Garipname, 1330 yılında yazılmıştır. İnsan-ı kâmil olmayı öğütleyen didaktik bir eserdir.
Garipname’de devrin aydınlarından, Türk diline gereken önem vermemelerinden dolayı sitem dolu ifadelerle bahseder.
Âşık Paşa, Türklük bilincine varmış, Türkçe şiirlerinde Türkün tanrı ve yurt sevgisini, barışçı dünya görüşünü, dostluk ve kardeşliği, tasavvufi bir anlatımla dile getirmiştir.Fakrname adlı kısa bir mesnevisi vardır.Aruz ve hece ölçüsüyle yazılmış şiirleri, gazelleri, ilahileri de olan Âşık Paşa, 3 Kasım 1333’te yazılmıştır.

KADI BURHANEDDİN (1348-1398)

İslami ilimler, astronomi ve tıp öğrenimi görmüştür.
Kayseri kadılığı yapmıştır.
Vezirlik yapmış, Sivas’ta sultanlığını ilan etmiştir.
Âlim ve şair bir devlet adamıdır.
Dili Azeri Türkçesi özellikleri gösterir.
Şiirlerinde cinas ve tevriye sanatlarını sık sık kullanmış ve Türkçe deyimlerin mecazlı anlamlarıyla oynamıştır.
Şiirlerinde kullandığı dil sadedir.
Tuyuğun başarılı örneklerini vermiştir.
Şiirlerinde tasavvufun düşünce ve mecazlarına yer vermekle beraberi daha çok lirizmden hoşlanan ve dünya zevklerini dile getiren bir şairdir.
Azeri lehçesiyle yazdığı şiirlerinin toplandığı Divan’ı vardır.

ŞEYHOĞLU MUSTAFA (1340-1414)

İyi bir tahsil görerek Arapça ve Farsça’yı öğrenmiştir.
Alim ve sanatkar kimliğiyle dikkat çeker.
Şeyhoğlu Mustafa, eserlerinin herkes tarafından okunup anlaşılmasını amaç edinen bir sanatkârdır ve bundan dolayı didaktik yönü ağır basmaktadır.
Şiirlerinde aşk konusunu en içli şekilde işlemiş, güzeller ve güzellikler için uygun ifadeler bulmuş olan Şeyhoğlu Mustafa sanat gayesi gütmekle birlikte halk diliyle yazmıştır.
Türkçe’yi en doğal biçimde kullanmaya çalışmış, şiiriyle daha sonraki şairleri etkilemiş, eserlerinde halk tabirlerine ve atasözlerine geniş yer vermiş ve eserlerini Türkçe yazmakla övünmüştür.
Eserleri:
1.Hurşidname: Eserde birbirini görmeden âşık olan Mağrib padişahının oğlu Ferahşâd ile Acem Şahı Siyâvuş’un kızı Hurşîd’in rakipler yüzünden çıkan engeller dolayısıyla geçirdikleri maceraların ve bunların sonunda kavuşmaları anlatılır. Şeyhoğlu, örf ve âdetlere, saray teşrifatına geniş yer vermiş, benzer aşk mesnevilerinde olduğu gibi eserini kahramanlarının ağzından söylediği gazellerle süslemiştir.
Aşıkane konulu bir mesnevi olan eser 7640 beyittir.
Şeyhoğlu Mustafa, eserinde Anadolu insanının Türkçe konuşması sebebiyle eserini Türkçe yazdığını belirtir. Hurşidname’deki anlatım yalındır. Atasözleri ve deyimlerle anlatım güçlendirilmiştir. Şairin hikaye etmedeki başarısı da eseri dönemin başarılı mesnevilerinden yapmıştır.
2.Kenzü’l Kübera:
Mensur bir eserdir.
Siyaset ahlakına dair bir eserdir. Yazarın Germiyan ve Osmanlı saraylarındaki tecrübelerini içermesi bakımından da önemli bir eserdir.
Büyüklerin yoluna uyulmadığını ve âlimlerin sustuğunu görerek eserini yazma ihtiyacı duyduğunu belirtir. Eserde peygamberlerden ve geçmiş padişahlardan örnekler verilmiş, devlet idaresiyle ilgili terim ve deyimler kullanılmıştır.

HOCA MESUD (14.yüzyıl)

Hoca Mesud’un iki eseri vardır. İkisi de tercümedir. Bu iki eser de 14. yüzyıl Türkçesi’nin kelime hazinesi ve gramer yapısı bakımından son derece önemlidir. Döneminde kullanılan deyimleri ve atasözlerini nazma geçiren şairin dili sade olup Arapça ve Farsça kelimelere oldukça az yer vermiştir. Bazı vezin kusurları bulunmakla beraber onun nazma hâkim olduğu göze çarpmaktadır. Araştırmacılar, Hoca Mesud’un bugün bile zevkle okunabilecek başarılı tercümeler meydana getirmiş olduğu görüşündedir.
Eserleri:
1.Süheyl ü Nevbahar: Bir aşk mesnevisidir. Bu eser Farsça’dan çeviridir. eser, Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin fağfûrunun kızı Nevbahâr arasındaki aşk macerasını anlatır. Dinî, ahlâkî nasihatlerle örülü fikrî ve didaktik bir özellik taşımaktadır.
2.Ferhengname-i Sadi: Bir mesnevidir. Sadi’nin Bostan adlı eserindeki şiirlerden seçilmiş bazı şiirlerin tercümesidir. Eserde dini-ahlaki öğütler ve bunlarla ilgili hikayeler yer almaktadır.

AHMEDİ (1334-1413)

Beylikler döneminin önde gelen şair ve yazarlarındandır.
Germiyanoğlu beylerinden Süleyman Şah’ın hizmetine girmiş, sonraları Yıldızım Bayezid’in oğlu Emir Süleyman tarafından korunmuş ve ömrünün çoğunu Bursa’da geçirmiştir.
Amasya’da vefat ettiğinde divan katibi olarak görev yapmaktadır.
Döneminin en fazla eser veren âlim şairlerindendir.
Eserleri:
1.Divan: Ahmedi Divanı’nda kasideler, gazeller, terkib-i bend ve terci-i bentler vardır.
2.İskendername: Eser Makedonyalı Büyük İskender’in doğu seferini ve doğu ülkelerini ele geçirmesiyle ilgilidir. Mesnevi nazım şekliyle yazılan İskendername, 8000 beyti aşmaktadır.
Nizami’nin aynı adlı eserine ilavaler yapılarak, bazı yerler çıkartılarak zenginleştirilmiş esere yeni olaylar katılmış ve esere yeni motifler eklenmiştir.
3.Cemşid ü Hurşid: Selman-ı Saveci’nin aynı adlı mesnevisinden Türkçeye çevrilmiş, ancak daha sonra yaptığı eklemelerle yeni bir esere ortaya koymuştur. Cemşid ü Hurşid’de Çin fağfurunun yani hükümdarının oğlu Cemşid ile Rum kayzerinin kızı Hurşid arasındaki aşk anlatılır.
4.Tervihü’l Ervah: Ahmedi’nin tıpla ilgili mesnevisidir.
Eser 10.000 beyitten oluşmaktadır.
Tıp tarihi açısından önemli bir eserdir.
5. Mirkatü’l Edeb:
Arapça-Farsça manzum sözlüktür.

SEYYİD NESİMİ (Ö.1404)

Azeri sahasında yetişmiş ünlü şairdir.
Halep’te inancı yüzünden derisi yüzülerek öldürülmüştür.
Hurufi inancını şiirleri aracılığı ile yaymaya çalışmış ve bunda etkili olmuştur.
Hurufilik varlığı ve yaradılışı harflerle açıklamaya çalışan bir inanç sistemidir.
Divan şiirini nazım şekilleriyle şiirler yazmış, tuyuğlarıyla ün kazanmıştır.
Türkçe ve Farsça divan sahibidir.

AHMED-İ DAİ (Ö.1421)

Çok sayıda eser vermiş bilgin bir şairdir. Daha çok Çengname adlı eseri ile tanınır.
Önceleri Germiyanoğlu 2.Yakup’a intisap etmiş, daha sonraları Osmanlılara intisap etmiştir. Emir Süleyman, Çelebi Mehmed ve 2.Murat dönemlerinde yaşamıştır. 2.Murat’ın hocalığını da yapmıştır.
Şairliğinin yanı sıra nesir alanında da güçlüdür.
Verdiği eserlerle dönem edebiyatının gelişmesine hizmet etmiştir.
Türkçeyi oldukça rahat ve düzgün kullanmıştır.
1.Türkçe Divan
2.Farsça Divan
3.Çengname: Bir çalgı aleti olan çengin dört ayrı parçası (ağaç kısmı, ceylan derisinden yapılmış üst kısmı, ipek ve at kılından olan telleri) Ahmed-i Dai’nin sorduğu sorulara cevap verirler.
Tasavvufi alegorik bir eserdir.
Tasavvuftaki şeriat, tarikat, marifet ve hakikat, çengdeki sözü edilen dört parça ile sembolize edilmiştir. Bu şekilde çengdeki dört parçanın kendi asıllarına duydukları özlem ilahi aşkın bir ifadesi olarak verilmiştir.
Bu eser Dai’nin hem şairlik gücünü gösterir hem de tasavvuf ve müzik bilgisini göstermesi bakımından önemlidir.
4.Camasbname: Mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. İranlı şair Nasır-ı Tusi’nin aynı adlı eserinin çevirisidir. Mitolojik bir eserdir. Danyal Peygamberin oğlu olan Camasb’ın maceraları anlatılır. Şah-ı maranın yanında Camasb’ın geçirdiği yıllar ve bilginin sırrına Camasb’ın nasıl eriştiği anlatılır.

ŞEYHİ (1371-1431)

15. asır Anadolu sahası Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerindendir. Tasavvuf ve tıpta derinleşmiş, göz hekimliğinde uzman olmuş, memleketine döndükten sonra bir eczane açarak hekimlik yapmıştır. Çelebi Mehmed’in gözünü tedavi etmiştir.
Şeyhi, tasavvufla ilgilenmiştir, ancak mutasavvıf bir şair değildir. Şiirlerinde tasavvufun düşünce ve mazmunlarından faydalanmıştır.
Lirik şiirleri de güzeldir, duygu derinliği vardır şiirlerinde.
Anadolu sahası din dışı edebiyatın kurulmasında önemli rol oynamıştır.
Şeyhi’nin en dikkate değer yönü mesnevi alanındaki başarısıdır. Tezkire yazarları en güzel Hüsrev ü Şirin mesnevisini onun yazdığında hem fikirdir.
Kendi zamanında ve sonraki zamanlarda birçok şairi etkilemiştir.
Eserleri:
1.Divan
2.Harname: Harname başarılı bir hiciv eseridir, alanında ünlüdür.
Mesnevi nazım şekliyle yazılan Harname’de toplumsal eşitlik konusu işlenmiştir.
Eserde insanın yaptığı işin değeri kadar refaha layık olduğu görüşü vurgulanır.
Harname’de sosyal eşitsizlikler ince ve zarif bir dille eleştirilir.
Türk mizah edebiyatının şaheserlerinden kabul edilir.
İnce alay ve nükteleri içeren 126 beyitlik bir mesnevidir.
Harname’nin yazılı nedeni: Şeyhi, Çelebi Mehmed’in gözünü tedavi eder ve padişah ona Tokuzlu köyünü tımar olarak verir. Köyün eski sahipleri Şeyhi’yi köye sokmazlar, onu dövüp soyarlar. Şeyhi de bu olay üzerine Harname’yi yazar ve Çelebi Mehmed’e sunar.
3.Hüsrev ü Şirin: İranlı şair Nizami’nin aynı adlı eserinin tercümesidir.
2.Murat adına yazılmıştır.Eser din dışıdır. Hüsrev ile Şirin arasındaki aşk hikayesi anlatılır. 6944 beyitten oluşan eserde konu başarılı bir şekilde işlenmiştir.
Şair olayları hikaye etmede ve tasvirlerde başarılıdır.
Şeyhi eseri en trajik yerinde sonlandırmıştır.

AHMET PAŞA (Ö.1497)
Bursa’da müderrislik, Edirne’de kadılık, Fatih zamanında da kazaskerlik ve vezirlik yapmış daha sonra Bursa sancak beyliği yapmıştır. Zeki, nüktedan ve ince bir kişiliğe sahiptir.
Nazire yazma geleneğinin önemli temsilcilerindendir.
Kaside alanında 15.yüzyılın en büyük şairlerinden kabul edilir.
Şiirlerinde daha çok beşeri aşkı işlemiştir.
Divan şiirinin bütün inceliklerini şiirlerinde ustaca kullanmıştır.
Kasidelerinin çoğunu Fatih’e yazmıştır. Bunlardan “Güneş” ve “Kerem” redifli kasideler ünlüdür.Kendi yüzyılındaki ve 16.yüzyıldaki birçok şairi etkilemiştir.Eldeki tek eseri Divan’ıdır.Bu eser 2. Bayezid’e sunulmuştur.

NECATİ BEY (Ö.1509)

Fatih’e yazdığı Bahariye ve Şitaiye adlı adlı kasideleri ile Fatih’in hayranlığını kazanmış ve Fatih’in divan katibi olmuştur. Daha sonraları nişancılık da yapmıştır.
Gazelde başarılı bir şair olarak kabul edilir.
Şiirde halk söyleyişini, deyim ve atasözlerini kullanmada ustadır.
Türkçe kelimelerden redif ve kafiye yaparak Türkçenin şiir dili olarak kullanılmasında büyük gayret göstermiştir.
Gazelleri rindane ve aşıkane özellikler gösterir.
Gazelleri sadedir, hayallerindeki incelik ve duygularındaki içtenlik de Necati’nin gazellerinin özelliklerindendir.
Necati, hem kendi döneminde hem de sonraki yüzyıllarda takdir görmüş ve şiirlerine nazireler yazılmıştır.
Eldeki tek eseri Divan’ıdır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Ö.1422)

Hz. Muhammed’e olan sevgisi ona Vesiletü’n Necat’ı yazdırmıştır. Mevlid adıyla anılan bu eserde Hazret-i Muhammed’in diğer peygamberlere olan üstünlükleri, içten ve güzel bir anlatımla dile getirilmiştir.
Mevlid; münâcât (Allah’a dua), velâdet (Hz. Muhammed’in doğumu), risalet (Hz. Muhammed’in peygamberliği), mirac (Hz. Muhammed’in gökyüzüne çıkışı, cennet ve cehennemi görmesi), rıhlet (Hz. Muhammedin vefatı) ve dua bölümlerinden oluşur.
Aruz vezni ile yazılmıştır. Aruzun fâilâtün / fâilâtün / fâilün kalıbıyla yazılmıştır.
Mevlid’de 700’den fazla beyit vardır.
Vesiletü’n Necat, edebiyatımızda mevlid yazma çığırının açılmasını sağlaması açısından da dikkate değer bir mesnevidir.
Sade bir dille yazılan eserde söz sanatlarına da sıkça yer verilir. En çok cinas, teşbih ve tekrir sanatı kullanılmıştır.
Mevlid lirizmi ve didaktizmi çok iyi kaynaştırmış başarılı eserlerdendir.

ALİ ŞİR NEVAİ (1441-1541)
Çağatay edebiyatının en büyük şairlerindendir.
İyi bir eğitim görmüş, dönemin hükümdarı Hüseyin Baykara’nın danışmanlığını yapmıştır. Türkçe şiirlerinde Nevayi, Farsça şiirlerinde ise Fani mahlasını kullanmıştır. Nevai Türk dilinin gelişmesinde büyük katkıları olmuş büyük bir sanatçıdır. Eserleri:
1.Türkçe Divan
2.Hamse: Beş mesneviden oluşan eserlerdir. Ali Şir Nevai’nin Hamse’sinde bulunan mesneviler: Hayretü’l-Ebrar, Ferhad u Şirin, Leyla ve Mecnun, Sedd-i İskenderi, Seba-i Seyyare
3. Mecalisü’n Nefais: Türk edebiyatının ilk şuara tezkiresidir. Sekiz bölümden oluşmaktadır. Her bir bölüme meclis adı verilmiştir.
4.Lisanü’t Tayr: Feridüddin Attar’ın Mantıku’t Tayr adlı eserini eklemelerle Farsça’dan Çağatay Türkçesine çevirerek oluşturduğu eserdir.
5.Hadis-i Erbain Tercümesi
6.Muhakemetü’l Lügateyn: Nevâî’nin Farsça ile Türkçeyi dil özellikleri bakımından karşılaştırarak Türkçenin sözcük dağarcığının zenginliğini ve anlam inceliklerini ifade etme yeteneği bakımından Farsça’ya üstünlüğünü savunan eseridir.
Bu eser Nevai’nin Türkçe konusundaki duyarlılığını göstermesi bakımından önemlidir.
7.Mahbubü’l Kulub: Ali Şir Nevai’nin toplumsal konulara değindiği ahlak kitabıdır.
8. Nesayimü’l Mahabbe: Molla Cami’nin velilerin, ermişlerin yaşam öykülerini anlattığı Nefahatü’l Üns adlı eserinin Çağatay Türkçesine çevirisidir.
9. Mizanü’l Evzan: Ali Şir Nevai, şiirle ilgili teorik bilgiler veren bir eserdir. Türklerin kullandığı nazım şekilleri hakkında bilgiler vermiş, ölçülerden, aruz kalıplarından söz eder.
10.Münşeat: Nevai’nin dönemi ve kendisi hakkında bazı bilgiler veren mektuplardan meydana gelen eseridir.

FUZULİ (1495-1566)

Şiirlerini Azeri Türkçesi ile yazmıştır. İranlı Hafız, Nesimi, Nevai, Necati gibi sanatçılardan etkilenmiş; Baki, Ruhi, Naili, Neşati, Nedim gibi sanatçıları etkilemiştir. Etkisi en büyük, lirik şiir yazan şairlerimizdendir.
Fuzuli’nin şiirlerinin ana teması aşktır. Buradaki aşk beşeri aşktır. Fuzuli’nin Divanı’ndaki gazellerinin çoğunda aşk, ayrılık ve bu ayrılığın, verdiği acılar ve sevgilinin tasviri yapılır.
Onun şiirlerindeki âşık, çektiği çilelerden mutludur, şikayetçi değildir. Ona göre aşk varsa acı da vardır. Fuzuli’ye göre âşığın düştüğü hallerden dolayı halkın kınamasına katlanmak gerekir.
Fuzuli, şiirlerinde rindlik konusuna da değinmiştir. Dünya malına değer vermeme, göz ve gönül tokluğu, ham sofulara çatma, saki, şarap ve meyhane şiirlerinde en çok işlenen temalardır.
Fuzuli edebiyatımızda gazel şairi olarak tanınmıştır.
Türkçeyi kullanmada çok güçlü bir şairdir. Türkçeyi aruz ölçüsüne başarıyla uygulamıştır. Az sözle çok şey anlatmayı seven şairin şiirlerinde anlam derinliği vardır.
Arapça ve Farsça tamlamaları kullanmakla birlikte Türkçe tamlamaları da kullanmıştır. Deyim ve atasözlerine sıkça yer vermiştir. Şiirleri sehl-i mümteni özelliği gösterir.
Fuzuli’nin şiirlerinde dini unsurlar geniş bir yer tutar. Fuzuli dinine bağlı, ahlaki nitelikleri üstün bir insandır.
Şiirlerinde mutasavvıf bir şair değildir; ama şiirlerinde tasavvufi unsurlara sıkça yer vermiştir. Tasavvufu bir araç olarak kullanmıştır. Fuzuli aşkı bedeni hazların üstüne çıkararak anlatmış, bunu anlatırken de tasavvufun mecazlarından yararlanmıştır.
Fuzuli şiirlerinde işlediği diğer bazı temalar felekten yakınma, dünyanın geçiciliği, talihinden yakınma, yalnızlık, kimsesizliktir.
Fuzuli, şiirlerinde sanat ve hünerini göstermeye meraklıdır.
Aşk ve ıstırap şairidir.
Fuzuli hem bilgin, hem şairdir.
Fuzuli’nin Eserleri:
1.Türkçe Divan: 40 civarında kaside, 300’den fazla gazel ve diğer nazım şekilleriyle yazılmış şiirler vardır.
2.Farsça Divan: Fuzuli, Hz. Ali ve çocuklarını, daha çok Farsça Divanı’ındaki kasidelerinde övmüştür. Bu divandaki kıta, rubai, musammat gibi nazım şekilleriyle yazdığı Farsça şiirleri de kusursuz ve ahenkli şiirlerdir.
3. Leyla vü Mecnun: Türk edebiyatının en ünlü mesnevilerindendir.
3096 beyitten oluşmaktadır.
Eser 1535 tarihinde tamamlanmıştır.
Leyla ile Mecnun bir Arap hikayesidir. Kays bin Mülevvah adlı bir Arap şairin, aşk macerasının, halk hikayesi şeklini almasıyla ortaya çıkmıştır.
Bu ortak konuyu ele alan şair Fuzuli, hikayenin düzeninde ve olaylarda değişiklikler yaparak eserini yazmıştır.
Fuzuli kendine has duyuş ve anlatımıyla esere yer yer serpiştirdiği gazelleriyle Mecnun ile Leyla arasındaki aşkı samimi bir şekilde anlatmıştır.
Fuzuli bu eserinde Mecnun’un Leyla’ya karşı duyduğu beşeri aşkı ilahi aşka yükseltmiştir.
4.Beng ü Bade: Mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır.
Konusu esrar ile şarap arasındaki konuşma ve tartışmalardan oluşan alegorik bir münazaradır. Beng; afyon, esrar demektir. Bade ise şarap demektir.
Beng ile badenin karşılıklı söz badenin zaferiyle biter.
5.Sakiname (Heft Cam): Farsça yazılmış bir mesnevidir.
İçkiyle, rindlikle ilgili bir eserdir.
İnsanın, insan-ı kamil olma yolunda şak sırlarını elde edinceye kadar geçirdiği safhaları anlatır.
6.Hadis-i Erbain Tercümesi: 40 hadisin dörder mısralık kıtalar halinde tercüme edilmesinden oluşur.
7.Hadikatü’s Süeda: Kerbela olayının anlatıldığı bir eserdir.
Eser İranlı Hüseyin Vaizi’nin Ravzatü’ş Şüheda adlı eserinin çevirisidir. Fuzuli konuyu yer yer manzum parçalarla süslemiştir.
8.Türkçe Mektuplar
9.Şikayetname : Fuzuli’nin Kanuni’nin nişancısı, Celalzade Mustafa Çelebi’nin yazmış olduğu bir fermanla Bağdat ili gelirinden kendisine sürekli olarak verilmesi emredilen dokuz akçeyi alamadığını Nişancı’yı bildirdiği mektubudur.
10.Rind ü Zahid: Bir baba ile oğlu arasında geçen konuşma ve ile rind tipindeki oğul temsil ettikleri bu iki karşıt tipin dünya görüşlerinin tartışılmasıdır.Fuzuli bu eserde akıl ve düşünce yanıyla zahidliği; gönül zenginliği, duyuş ve inceliği, hoşgörü, insanın olduğu gibi görünmesi gibi konularda rindliği savunur.
11.Sıhhat u Maraz: Farsça mensur bir eseridir.
Tıbbi konuları anlatan bir eserdir.
İnsan bedeninin özellikleri o dönemin tıp anlayışına göre anlatılır.
Eserde ruh-madde ilişkisi üzerinde de durulur ve ruhun bedene üstünlüğü tasavvufi bir görüşle anlatılır.
Ruhun hüsne (güzele) ve güzelliğe aşık olarak onu beden ülkesinde araması sonunda da ruhun kendisini maddeden kurtararak güzelliği yani hüsnü kendi kendisinde bulması anlatılır.
12.Muamma Risalesi: Muamma manzum bilmece demektir.
Farsça bir eserdir.
Eser, Fuzuli’nin manzum bilmece yazmadaki bilgi ve ustalığını gösteren bir eserdir.
13.Matlau’l İtikad: Arapça’dır. Mensur bir eserdir.
14.Arapça Şiirler
15.Enisü’l Kalb: 134 beyitlik bir kasidedir. İlim ve irfan sahibi olmanın önemi, sözün insanı hayvandan ayıran bir özellik olduğu, sahip olunan ilimle gururlanmamak gerektiği anlatılır. İkiyüzlülük eleştirilir.

ZATİ (1477-1546):

2.Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’a kasideler yazmış olduğu kasidelerle geçimini sağlamıştır. Genç şairlere dersler vermiştir.
Zati, çok yazan, çok sayıda eser veren bir sanatçıdır. Üç ayrı divan oluşturabilecek kadar kaside ve gazel yazmıştır.
Asıl ustalığını gazel ve kaside alanında göstermiştir.
Divan şiir tekniğini çok bilen şairin şiirlerini Divanı’nda toplamıştır.
Eserleri:
Şem ü Pervane, Ahmed ü Mahmud, Ferruhname, Siyer-i Nebi, Fal-i Kur’an, Şehrengiz

BAKİ (1526-1600)

İyi bir medrese eğitimi almış ve yetiştiği sanat çevresi dönemin ünlü sanatçılarıdır.
Baki’nin hocası Karamani Mehmed Efendi’ye yazdığı “sümbül” redifli kasidesi ona şairlik unvanı kazandırmıştır.
Dönemin devlet adamlarına kasideler yazarak onlardan teveccüh beklemiştir.
İstanbul’da müderrislik, Mekke ve Medine ve İstanbul’da kadılık, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapmıştır.
1566’da Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı Kanuni Mersiyesi edebiyatımızda mersiye türünün şaheserlerinden biridir. Terkib-i bend nazım şekliyle yazılan bu eser yedi bentten oluşmaktadır.Döneminde “Sultan’uş Şuara” unvanını almıştır.
Baki, şiir diline yüksek ve olgun bir söyleyiş kazandırmıştır.
Şiirlerinde sağlam bir Türkçe, ahenkli bir dil kullanmıştır.
Şiirlerinde söyleyiş ve anlam güzelliği vardır.
Yaşamdan zevk alan Baki, neşeli bir kişiliğe sahiptir.
Devletin gücünü, ihtişamını şiirlerinde birleştirmiştir.
Şiirlerinde görülen aşk ilahi aşk değil dünyevi aşktır. Şiir anlayışı olarak dünyanın geçici olduğu bu sebeple yaşamdan zevk almak gerektiği düşüncesini işlemiştir.
Mahallileşme akımı içinde de sayılan şair, kendinin İran şairlerinden üstün olduğunu ifade ederek divan edebiyatının taklit dönemini bitirmiştir.
16.yüzyıl Türk saltanat ve medeniyetinin ihtişamını yansıtmış, Osmanlı şiir diline olgun bir anlayış getirmiştir.
Ona göre şiir gök kubbede hoş bir seda bırakmaktır.
Zevk ve safaya, eğlenceye düşkün olan Baki, rind bir şairdir.
Divan şiirinin bütün inceliklerini ve nazım tekniğini iyi bilen, Türkçeyi kullanmada usta bir şairdir.
Baki’nin Divanı’nda tevhid, münacat, naat gibi dini şiirler yoktur.
Baki’nin şiirlerinde İstanbul’la ilgili tasvirler vardır.
Soyuttan çok somutu, gözle görüleni anlatmaya dönük şairin şiirlerinde İstanbul’un mevsimleri, mehtaplı geceleri, güzelleri ve tabiatı oldukça sık yer alır.
Şiirlerinde müzik, renk ve ışık unsurlarına önemli ölçüde yer verilmiştir.
Onun şiirlerinin önemli yanlarından biri nükte ve zarafettir.
Baki, gazel şairidir.
Kasidelerinde de başarılı olmuş, özellikle nesib bölümlerinde yaptığı tasvirlerle şairliğini kanıtlamıştır.
Çağdaşlarının düştüğü nazım kusurlarına düşmemiştir.
Kelime kullanmada oldukça titizdir.
Türkçe kelimelerle kafiye yapma çalışmasında başarılı olmıştır.
Baki’nin dili yer yer ağırlaşmakla birlikte mısralarının büyük kısmında sade ve külfetsiz İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır.
Şeyhi, Ahmed Paşa, Hayali ve Zati gibi şairlerden etkilenmiştir.
Divan şiirine kendi damgasını vurmayı başarmıştır.
Nefi, Şeyhülislam Yahya aracılığı ile Nedim’i etkilemiştir.
Baki, Divanı’nda dini konulara yer vermemiştir. Mensur eserlerini ise dini konularda yazmıştır. Böylece dini konulardaki derin bilgisini öğrenmiş olmaktayız.
Eserleri
1.Divan
2.Mealimül Yakin fi Sireti Seyyidi’l-Mürselin: Siyer kitabıdır. Tercüme bir eserdir. Kendisi de ilaveler yapmıştır.
3.Fezail’ül Cihad: Cihadın faziletleri anlamına gelmektedir. Müslümanları cihada davet eden bir eserdir. Eser sade bir Türkçe ile yazılmıştır.
4.Fezail-i Mekke: Arapça’dan tercüme edilen bir eserdir. Baki bu eserde Mekke tarihinden ve Osmanlı padişahlarının orada yaptırdığı eserlerden söz eder.
5.Hadis-i Erbain Tercümesi: Kırk hadis çevirisidir.

BAĞDATLI RUHİ (Ö.1605)

Hiciv türünde bir şiir olan terkib-i bendi ile meşhur olmuştur.
Terkib-i bend’i başarılı bir toplumsal hiciv örneğidir. İnsanların zayıf ve eksik yanlarını ustalıkla eleştirmiştir. Bu şiire sonraki yüzyıllarda pek çok nazire yazılmıştır.
Tasavvufun etkisindedir, şiirlerinde tasavvufi düşünce ve mazmunlara geniş ölçüde yer vermiştir.Gazel ve kaside nazım şekliyle yazmış olduğu şiirlerinde rindane ve aşıkane bir eda vardır.Fuzuli’den çok etkilenmiştir.Divanı vardır.
HAYALİ (Ö.1557):

Kanuni Sultan Süleyman’a kasideler sunmuş ve onun beğenisini kazanmıştır. Kanuni onu himaye etmiştir.Hayali, derviş-meşreb, kalender-mizac bir şairdir.Dünya işlerine ve dünya malına fazla önem vermemiştir.Şiirde sade ve samimi olarak duygularını dile getirmiş, tasavvuftan yararlanmış, fakat mutasavvıf olmamış rind, kalender bir şairdir.Hayali, duygulu ve ince bir şairdir. Duygulu bir şair olan Hayali, şiir yeteneği bakımından üstün, zevk bakımından incedir.Tek eseri Divan’ıdır.

TAŞLICALI YAHYA (Ö.1582)

Türk edebiyatında mesnevileri ile tanınmıştır.
Hamse sahibi şairlerdendir. Hamsesinde bulunan mesneviler şunlardır: Gencine-i Raz, Kitab-ı Usul, Gülşen-i Envar, Yusuf u Züleyha, Şah u Geda.Gencine-i Raz, Taşlıcalı Yahya’nın ilk mesnevisidir. Din, ahlak, tasavvuf ve aşk konularında yazılmış küçük hikayelerden oluşmaktadır. Kitab-ı Usul ve Gülşen-i Envar adlı mesneviler de aynı konuları içermektedir.Şah u Geda, konusu İstanbul’da geçen bir mesnevidir. Şair bu eserinde İstanbul’daki bazı yerleri, Ayasofya, Sultan Ahmet Camii gibi tarihi eserleri tasvir etmiştir. Taşlıcalı Yahya mesnevilerinin hepsinde Kanuni’yi övmüştür. Mesnevilerinde İran örneklerine bağlı kalmayışı, şiirlerinde sık sık yerli renklere yer vermesi, özentisiz olması, sade bir dil ve duru anlatıma sahip olması, Taşlıcalı Yahya’nın divan şiirinin yerlileşmesine katkısıdır.Şairin bir de Divan’ı vardır. Divan’daki şiirleriyle de tanınmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa için de bir mersiye yazmıştır.

NEF’İ (1572-1635):

İyi bir öğrenim görmüş, Arapça ve Farsçayı çok iyi bir şekilde öğrenmiştir.Hayatının son otuz yılını İstanbul’da geçirmiştir. 1.Ahmet ve 4.Murat’la yakınlık kurmuş, onlara kasideler sunmuştur. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunmuştur. Nef’i övgü ve yergi şairidir. Hiciv edebiyatımızın en büyük şairidir. Övgü ve yergilerinde aşırıya kaçmıştır. Şiir dilinin kullanımında başarılıdır. Nefi; kelimelerle rahatça oynayan, aruz ölçüsünü başarıyla kullanan, kafiyeye hakim, gür, tok ve kendinden emin bir üsluba sahiptir. Şairin kendine güveni tamdır. Bunu hemen tüm şiirlerinde görmekteyiz. Kelime hazinesi zengindir. Daha önce işitilmemiş, hiç kullanılmamış kelime ve deyimleri arayıp bulmada başarılıdır. Şiirin bütünü içerisinde anlama birliği sağlamaya çalışmıştır. Türk edebiyatında kaside denince akla önce Nef’i gelir. İstanbul Türkçesini pürüzsüz kullanmıştır.
Kasidelerinde yabancı kelimeler çoktur, gazellerinin dili sadedir.
Mübalağaya düşkündür ve hayal bakımından zengindir.
Tezat sanatını çokça kullanır.
Nefi şiirde ses unsuruna önem vermiştir.
Tasvirleri çoğunlukla mübalağa bakımından ağır olmakla beraber başarılıdır. Tasvirleri canlı ve başarılıdır.
Nef’i Türk edebiyatının kendine özgü üslubu olan sayılı şairlerindendir. Özellikle, kaside alanında kendisinden sonra gelen şairleri etkilemiştir.
Siham-ı Kaza adlı kitabındaki hicivlerini okuyan 4. Murat, ondan bir daha hiciv yazmamasını istemiş, bu konuda kendisinden söz almış, ama şair verdiği sözü tutamamıştır.
Vezir Bayram Paşa kendisi hakkında yazdığı yazdığı sebebiyle, şairi 1635 yılında öldürtmüştür. Eserleri:
1.Türkçe Divan: 60 civarında kaside, terkib-i bend tarzında yazılmış bir sakiname, 119 gazel ve diğer nazım şekilleriyle yazılmış çeşitli manzumelerden oluşmaktadır.
2.Farsça Divan: Bu eser Nefi’nin Farsça’yı çok iyi bildiğini gösterir.
3.Siham-ı Kaza: Türk hiciv ve mizah edebiyatının eserlerindendir.
Bu eserde esprili manzumelerin yanı sıra küfür ve sövmelere yer vermiştir. Küfürler eserin edebi niteliğine gölge düşürmektedir
4.Tuhfetü’l Uşşak: Doksan yedi beyitlik bir kasidedir. Bu eser şairin Divan’ındaki kasidelerinden biridir. Yalnız Fuzuli’nin Enisü’l Kalb adlı eserine nazire olduğu için ayrı bir eser olarak değerlendirenler de vardır

NABİ (1642-1712)

24 yaşında İstanbul’a giden Nabi, yanında çalıştığı Mustafa Paşa ölünce Halep’e gitmiş 25 yıl Halep’te kalmıştır.
1702’de İstanbul’a dönen Nabi 1712’de burada vefat etmiştir.
Nabi döneminin ilimlerini, Arapça ve Farsça’yı ve bu dillerin edebiyatlarını iyi bilen bir sanatçıdır.
Alim bir şairdir. Söz oyunlarından uzak, açık, kesin, yapmacıksız ve sade bir dilden yanadır. Ancak aldığı eğitimin etkisiyle eserlerinde sade bir dil kullanmamıştır.
Nabi, Divan şiirine yeni bir anlayış, yeni bir ifade tarzı getirmiştir.
Hikemi şiir anlayışının edebiyatımızdaki kurucusudur. Nabi’nin bu şiir anlayışını seçmesinin iki temel sebebi hikemi şiirin şairin yaradılışına uygun düşmesi ve Nabi’nin yaşadığı dönemin Osmanlı Devleti’nin bunalımlı bir çağında olmasıdır.
Hikemi şiir bilgi ağırlıklı, öğretme amaçlı şiirlerdir.
Nabi, şiirin işlevini, kişisel ve toplumsal aksaklıkları okuyucuya göstererek okuyucuyu uyarmak, doğru yola yöneltmek olarak görür. Bu amaçla döneminin bozuk düzenini şiirlerinde ustalıkla eleştirmiştir.
Nabi lirik şiirlerinde de başarılıdır.
Nabi şiirlerinde atasözlerinden, fikir ve hikmetten çok faydalanan şair, rahat ve akıcı bir dille yazmış, halk ruhuna hitap ettiği için çok sevilmiştir.
Nabi’nin Manzum Eserleri:
1.Türkçe Divan: Çeşitli nazım şekilleriyle yazılmış şiirlerden oluşur. Ağırlıklı olarak gazel kullanılmış, kıta, rubai ve müfredlere de yer verilmiştir.
2.Farsça Divançe: Gazeller ve tahmisler bulunur.
3.Hayriyye: Nabi bu eseri oğlu Ebulhayr Mehmet için Halep’te yazmıştır. Ebulhayr’ın mutlu bir insan ve toplum içerisinde iyi bir birey olması için nasıl davranması gerektiğini anlatan öğüt verici, didaktik bir mesnevidir.Nabi, bu eserinde oğlunun şahsında döneminin gençlerine de öğütler verir. Eser, bu eserinde dönemini toplumsal ve tarihi yapısını eleştirmiş, bu konuda bilgiler vermiştir. Toplumsal hicviye olarak edebiyatımızın başarılı örneklerindendir.
4.Hayrabad: Aşıkane konulu bir mesnevidir.
5.Terceme-i Hadis-i Erbain
6.Surname: Şehzade Mehmed’in şehzadelerinin sünnet düğünü için yazılmış bir mesnevidir. Surname türü eserlerin önde gelenlerindendir. Dönemin tarihi, kültürel ve sosyal yapısını tanıtıcı bilgiler vermektedir.
Nabi’nin Mensur Eserleri:
1.Fetihname-i Kamaniçe: 4.Mehmed’in Lehistan seferi ile ilgili izlenimlerini ve Kamaniçe Kalesi’nin alınışını anlatır. Gazavatame türünde bir eserdir.
2.Tuhfetü’l Harameyn: Nabi’nin hac ziyareti sırasında edindiği izlenimlerini anlattığı dili ağır olan bir eserdir.
3.Zeyl-i Siyer-i Veysi: Veysi’nin Hz.Muhammed’in doğumundan Bedir Savaşı’na kadar geçen dönemdeki olayları anlattığı siyer türündeki eserine, Mekke’nin alınışına kadar geçen dönemdeki olayların Nabi tarafından eklenmesiyle ortaya konmuş bir eserdir.
4.Münşeat: Nabi’nin özel ve resmi mektuplarının içinde toplandığı bir eserdir.

NAİLİ (1611-1666)

İyi bir öğrenim görmüş, çeşitli devlet kademelerinde memurluk yapmıştır.
Naili-i Kadim diye de anılır. Tasavvufun etkisinde kalmış, Halvetiye tarikatına girmiştir.
17.yüzyılın gazel ustalarındandır.
Neşati ile birlikte Sebk-i Hindi’nin edebiyatımızdaki en başarılı temsilcilerindendir.
Sebk-i Hindi şiirinde görülen anlam derinliği, hayal genişliği, dilde yabancı kelime ve uzun tamlama kullanımı Naili’nin şiirlerinin başlıca özelliklerindendir.
Şiirlerinde karamsar bir ruh hali vardır. Bunda zayıf, hastalıklı bir insan olmasının, rahat bir geçim sağlayamamasının da bir etkisi vardır. Kendisini tasavvufun mistik huzuru içerisinde eriterek şiirlerinde işlemiştir.
Naili, şiirlerinde ilahi aşkı işlemiştir.
Tasavvufu daha çok gazellerinde ve müseddeslerinde işlemiştir.
Tasavvufta ilerleyemeyişinden yakınışını şiirlerinde dile getirir.
Bir Divan’ı vardır.

NEŞATİ (Ö.1624)
Mevleviliğe bağlanmış, Konya başta olmak üzere birçok yeri gezmiştir.Edirne’ye dönerek Muradiye Mevlevihanesi şeyhi olmuştur. Yüzyılın gazel ustalarındandır.Kasidelerinde Nefi’nin etkisi görülür.Tasavvuf eğitimi almış olmasına rağmen şiirlerinde tasavvufi ruh görülmez.Şiirleri içten ve duygulu olup daha çok aşıkane tarzda yazılmıştır.Eserleri:
1.Divan
2.Hilye
3.Edirne Şehrengizi
4.Şerh-i Müşkilat-ı Urfi

ŞEYHÜLİSLAM YAHYA (1552-1644)
İyi öğrenim görmüş, müderrislik ve şeyhülislamlık yapmıştır.
Şeyhülislam Yahya bir gazel şairidir ve gazelleriyle meşhur olmuştur.
Hayatın zevk ve eğlencelerini yalın ve samimi bir dille ifade etmiştir.
Şiirlerinde aşk, tabiat ve rindlik konularını işlemiştir.
Şeyhülislam Yahya, neşeli, hayata bağlı ve hoşgörülü, nükteci bir şahsiyete sahiptir. Bu da şiirlerine yansımıştır.
İstanbul Türkçesini başarılı bir şekilde kullanmıştır.
Rindane ve âşıkâne konulu gazelleri İstanbul Türkçesinin en güzel örnekleri arasındadır.
Yer yer tasavvufi edaya şiirlerinde yer verse de şiirlerini dini bir atmosfer içinde yazmamıştır.
Baki’nin ölümünden sonra gazelde en büyük üstat sayılmıştır. Bu başarısını dilinin temizliği, hayallerinin inceliği ve lirizmdeki derinlikte kazanmıştır.

SÜMBÜLZADE VEHBİ (1719-1809):

18.yüzyıl Divan şairlerindendir.
Devlet büyüklerine kasideler, tarihler sunarak kendini tanıtmıştır.
Değişik illerde kadılı, İran’da elçilik yapmıştır. Nedim tarzında yazmış, ancak onun kadar başarılı olamamıştır. Şiirlerinde şekle önem vermiştir. Şiirleri lirizm yönünden güçlü değildir. Anlatımı kurudur. Yerel konulara yer vermiş, günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimleri kullanmıştır.
Eserleri:
1.Divan
2.Lutfiyye: Nabi’nin Hayriyye’sine nazire olarak yazılmıştır. Oğlu Lütfullah’a öğütlerini topladığı kitaptır. Didaktik bir mesnevidir.
3.Tuhfe: Farsça’dan Türkçeye manzum bir sözlüktür.
4.Nuhbe: Arapça’dan Türkçeye manzum bir sözlüktür.
4.Şevk-engiz: Mesnevidir.

NEDİM (1681-1730)

Asıl adı Ahmet olan Nedim, İstanbul’da doğmuştur.
İyi bir öğrenim görmüş, Arapça ve Farsça’yı öğrenmiştir.
Nedim, Damat İbrahim Paşa vasıtası ile 3.Ahmet’le tanışmış ve çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.
Sanatçı olarak verimli yılları Lale Devri olarak bilinen 1718-1730 yılları arasıdır.Patrona Halil İsyanı sırasında öldüğü rivayet edilir.
Nedim coşkun yaradılışlı bir insandır.
Lale Devri adı verilen bilim, kültür, zevk ve eğlence döneminin parlak simalarındandır. Devlet büyüklerinin toplantılarına, eğlence meclislerine katılmış ve bu toplantıların aranan şairi olmuş ve şiirleriyle eğlencelere neşe ve coşkunluk katmıştır.
Daha çok gazel ve kasideleriyle tanınır.
Gazel ve kasidelerinin konusu genellikle aşktır.
Nedim şiirlerinde maddi aşkı işlemiştir. Onun şiirlerinde anlattığı güzeller maddi varlıkları hissedilen güzellerdir. Şair, aşkı sürekli ve ciddi olmaktan çok geçici bir eğlence olarak görmüştür.
Şarkı nazım şeklinin ilk örneklerini vermiştir. Şarkılarında neşeli ve coşkuludur. Yaşadığı devrin güzelleri ve güzellikleri şarkılarına konu olmuştur. Nedim şarkı şairidir. Şarkının en güzel ve başarılı örneklerini vermiştir.
Üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmayan Nedim’in şiirinde zevk, neşe ve coşkunluk vardır.
Nedim şiire yaşadığı devrin hayatını sokmuştur. Şiirlerinde bütün olayları, güzellikleri ve canlılığıyla o devir İstanbul’unun birçok özelliğini bulmak mümkündür. Nedim İstanbul’u şiirlerinde yaşatan şairdir. Nedim İstanbul’un gezinti ve eğlence yerlerini, Haliç, Kağıthane, Göksu gibi yerleri şiirinde ustaca işlemiştir. İstanbul’u her yönüyle yansıtmakta oldukça başarılıdır. Bu yüzden ona İstanbul şairi denir.
Münacaat, naat gibi dini kasideler yazmamıştır.
Mahallileşme akımının temsilcilerindendir. Divan şiirinin yerli ve gerçekçi bir havaya bürünmesini sağlamıştır.
Halk dilinde kullanılan kelime ve deyimler, Nedim’in şiirinde sıkça ve ustaca kullanılmıştır. Baki’nin şiir diline soktuğu İstanbul şivesi, Nedim’de şiir dili olmuştur.
Nedimane söyleyiş denen şiir tarzının kurucusudur.
Nedim epiküryen dünya görüşüne sahiptir. Hayattan zevk alma, günü güzel yaşama, yaşanan zamanı mutlu geçirme Nedim’in şiirlerinin temel özelliğidir.
Eserleri:
1. Divan: Önce kaside ve tarihler sonra diğer manzumeler sıralanmıştır. Gazellerden sonra şarkılara yer verilmiştir. Şiirlerinin içinde Arapça ve Farsça olanlar da vardır. Çağatayca azılmış bir gazel ile şarkılar arasında hece ölçüsü ile yazılmış bir türkü vardır. Divanın sonunda lügatçe yer alır. Bu bölümde Nedim’in şiirinde geçen ve o dönem okuyucularının anlayamayacağı düşünülen kelimeler vardır. Divan’ındaki kasidelerde İstanbul’u, devrin olayları ve eğlenceleri dile getirilir.
2.Sahaif’ül Ahbar: Müneccimbaşı Derviş Ahmed Paşanın Camiü’d-Düvel adıyla da anılan eserinin bir kısmını Türkçe’ye Nedim çevirmiştir.
3.Nigarname: Eser içinde manzum kısımları da bulunan bir mektuptur. Sanatlı bir üslupla yazılmıştır.

ŞEYH GALİP (1757-1799)

İstanbul’da doğmuş, ilk öğrenimini babasından almıştır. Babası Mevlevi bir şairdir.Özellikle 3.Selim ve yakınları tarafından takdir görmüştür. Önceleri Esad, sonraları Galip mahlasıyla şiirler yazmıştır. Şiirleri Sebk-i Hindi akımının etkisindedir. Divan şiirinin son büyük ustasıdır. Şeyh Galip’in şiirlerinin ana ekseni aşktır. Onun bütün şiirlerindeki aşk, ilahi aşktır. İlhamını Mevlana’dan alan Galip, mutasavvıf bir şairdir. Divanındaki bütün şiirlerinin hemen hepsinde tasavvufi düşünce dile getirilir. Ancak Galip’te tasavvufi düşünce derindedir. Bazı işaretlerden ve tasavvufi terimlerden yola çıkarak onun şiirlerindeki manayı anlamak mümkündür. Sebk-i Hindi akımı ve tasavvufun etkisi şiirlerinin anlaşılmasını güçleştirmiştir. Şiirleri, renkli, canlı ve güçlüdür. Söyleyeceklerini semboller ve benzetmelerle anlatmıştır. Hayaller, somut kavramlar üzerine kurulmuş, soyut kavramlarla birleştirilip canlandırılmıştır. Sebk-i Hindi şairlerinin hepsinde görülen ıstırap Galip’te de görülür. Ancak Galip’in hayatı sevdiği ve yaşamak istediği şiirlerinin bazılarında açıkça görülür. Bu sebeple şiirlerinde abartılı ıstırap yanında neşe ve coşkunluk vardır. Galip, daha önceki yüzyıllarda Divan şairlerinin kullandığı mazmunlar yerine yenilerini kullanmıştır. Onun kullandığı mazmunları anlamak için birikim sahibi, hazırlıklı bir okuyucu olmak gerekir.
Nazik, zarif bir şiir dili olan Galip, yabancı kelimeleri çokça kullanmış, uzun tamlamalar yer vermiştir.
Sade bir Türkçe ile söylediği şiirleri de vardır. Bir türküsü vardır.
Eserleri:
1.Divan
2.Hüsn ü Aşk: Divan şiirinin en beğenilen tasavvufi mesnevilerindendir.
Şeyh Gali bu eserini, bir toplantıda Nabi’nin Hayrabad adlı mesnevisinden daha güzelinin yazılamayacağı iddiası üzerine yazmıştır.
Eser 1782’de yazılmıştır.
Hüsn ü Aşk’ta tasavvuf yolunda fenafillah mertebesine erişebilmenin zorlukları ve bu yola gönül vermiş insanın bu yolda ilerleyebilmek için kendi çabasının yanında bir mürşidin yardımına ihtiyacı olduğu anlatılmaktadır.
Bu eserde Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’undan ve Mevlana’nın Mesnevi’sinin ve eski masal motiflerinin etkileri vardır.
4.Şerh-i Cezire-i Mesnevi: Mevlevi şeyhlerinden Yusuf Sineçak’ın Cezire-i Mesnevi adlı eserinin mensur şerhidir.
5.Er-Risaletü’l Behiyye fi Tarikati’l Mevleviyye: Eser, Kösec Ahmed Dede’nin Es-Sohbetü’s Safiyye adındaki eserine yazılmış Arapça bir şerhtir. Bu eserde Mevlevi tarikatına dair önemli bilgiler vardır.

Divan Edebiyatının Bazı Terimleri

Nazire : Bir şairin şiirine konu, ölçü ve uyak bakı¬mından benzer yazılan şiirdir. Nazire, alay etme amacıyla yazılmışsa “tehzil” adını alır.

Tazmin : Bir şairin şiirine dize eklenerek elde edi¬len şiirdir. Tahmis gibi.
Siyer: Hz. Muhammet’in hayatını anlatan nesir ya¬pıtıdır.
Tezkire : Şairlerin yaşamını anlatan, şiirleri hakkın¬da bilgi veren biyografi türüdür. Osmanlı’da ilk tez¬kire Sehi Bey’in “Heşt Behşt” adlı yapıtıdır.
Sur-nâme : Sünnet, düğün gibi törenleri anlatan şi¬irlerdir.
Gazavat-nâme : Savaşları anlatan nesir yapıtları¬dır.
Lugaz – Muamma : Bilmecedir.
Darb-ı Mesel : Atasözüdür.
Mahlas : Şairlerin takma adıdır.
Sefaret-nâme : Elçilik notlarından oluşan yapıttır.

Yukarıdaki metni dosya olarak indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız.

DİVAN ŞAİRLERİ

Yazdır

Yazar hakkında

Süleyman Kara

Öğrenci ve öğretmenlere faydalı olmak için onlara kaliteli edebiyat sitesi olan edebiyat sultanını sundum.

Yorum yap