Ders Notları Editörün Seçtikleri

10. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2. ÜNİTE ÖZETİ

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
♠ Dede Korkut hikâyeleri, destan döneminden halk hikâyeciliği dönemine geçişin ilk örneği kabul edilir.
♠ 12 hikâyeyi içine alır.
♠ Eserin asıl adı Kitâb–ı Dedem Korkud Alâ Lisân–ı Tâife–i Oğuzân’dır.
♠ Almanya’nın Dresden şehrinde, Vatikan’da Türkistan’da olmak üzere üç nüshası vardır.
♠ Türkistan nüshasında, kayıp 13. hikâye olarak bilinen “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” adlı hikâye de yer alır.
♠ Eser, Akkoyunluların egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde 15. yüzyılda derlenerek yazıya geçirilmiştir.
♠ Dede Korkut hikâyeleri Oğuzların, Kafkasya ve Azerbaycan yörelerindeki yerleşme, yurt kurma uğraşlarını ve akınlarını; komşuları olan Rum, Ermeni ve Gürcü devlet veya beyliklerle yaptıkları savaşları; bazılarında kendi iç mücadelelerini, bazılarında da tabiatüstü varlıklara giriştikleri mücadeleleri konu alır.
♠ Oğuz boylarının çeşitli kahramanlık öyküleri, akıncıların töreleri ve gelenekleri doğal çevre içinde hikâye edilmektedir.
♠ Hikâyelerin nazım ve nesir karışık yazılmaları, kısa olmaları, ayrıntılar üzerinde durmamaları
bakımlarından da halk hikâyesi karakteri taşıdığı görülmektedir.
♠ Dede Korkut hikâyeleri, Türkçenin seçkin örnekleri arasında yerini alır.
♠ Hikâyelerde cümle içi kafiyeler, cümle sonlarındaki seciler, deyimler dikkati çeker.
♠ Dede Korkut Hikâyeleri’nin besmele ile başlayan giriş yazısında, Dede Korkut veya Korkut Ata
diye anılan bir kişiden söz edilir, bu kişinin ağzından deyişler ve atasözleri nakledilir. Sonra da zaman zaman Dede Korkut kimi olaylar içinde veya anlatılan şeylerin sonunda ortaya çıkar, olayları tatlıya bağlar, öğütler verir, dua eder, sözü bitirir. Bu yüzden bu kitabın anlatıcısı olarak kabul edilir.

Dede Korkut Hikâyelerinin Özellikleri
a) Hikâyelerde olaylar nesir, kahramanların duygu ve düşünceleri nazımla dile getirilmiştir.
b) Hikâyelerde arı bir dil kullanılmış, olağanüstü olaylara yer verilmiştir. Türkçenin canlı ve
doğal anlatım güzelliğini gösteren hikâyelerde ses tekrarları da sıkça yer almaktadır.
c) Dede Korkut’un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan hikâyeleri 15. yüzyılda
Akkoyunlular Dönemi’nde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür.
ç) Bu hikâyeler; Türk ruhu, düşüncesi, kültürü ve hayat tarzına ışık tutar.
d) Dede Korkut kahramanlara, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman
yanındadır. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı ön plana çıkartır.
NOT: Dede Korkut Hikâyeleri, destandan halk hikâyeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul
edilmektedir.

HALK HİKÂYELERİ
♠ Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikâyeye geçişi sağlayan anonim
eserlerdir.
♠  Diğer bir deyişle sözlü olarak halk arasında yaşayan, çoğu zaman gerçeğe yakın aşk ve kahramanlık gibi olayların anlatıldığı hikâyelerdir.

Konularına Göre Halk Hikâyeleri
1. Aşk hikâyeleri: Toplum hafızasında uzun süre yaşayan, aşkların hikâyeleştirildiği sevgi temalı halk hikâyeleridir. Kerem ile Aslı, Arzu ile Kanber, Tahir ile Zühre, Ercişli Emrah ile Selvihan vb.
2. Dinî temalı kahramanlık hikâyeleri: Tarihe mal olmuş kahramanları veya dinsel açıdan önemli
kabul edilen erdemli kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Danişment Gazi ile ilgili hikâyeler, Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Hz. Ali ile ilgili hikâyeler vb.
3. Destani halk hikâyeleri: İçinde destana ait bazı özellikleri barındıran halk hikâyeleridir. Dede Korkut Hikâyeleri ve Köroğlu Hikâyesi vb.

Halk Hikâyelerinin Genel Özellikleri
♠ Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikâyeleri’dir.
♠ Nazım-nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır.
 Hikâyelerin destanlardan farkı:
Mutlaka tarihî bir olaya dayanmaması, zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması, şahısların ve
olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır, kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi,
destanlarda yer alan olaylar kesin bir sonla bitmediği hâlde halk hikâyelerinde kesin bir sonun
bulunması, halk hikâyelerinde söz konusu edilen olayla ve kişilerin oldukça azalması, toplum
karşısında anlatılmaları, hikâyedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi,
farklı bir üslup ve anlatım geleneğinin olması, belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz
kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır. Hikâyenin kahramanı âşık olur, sevgilisine
kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikâye de orada
biter. Destanlarda böyle kesin bir son mevcut değildir.
♠ Hikâyelerde olağanüstü özellikler epeyce azalmıştır. Halk hikâyeleri, destandan romana geçiştir.
♠ Hikâyeler, masallara göre oldukça uzundur.
♠ Halk hikâyeleri daha çok âşıklar tarafından kahvelerde, düğün ve benzeri toplantılarda erkeklere
hitap eder.
♠ Aşk ve kahramanlık konularının çokça işlendiği halk hikâyelerinin gerçek hayat olaylarından ayrılan, kendilerine göre bir mantık örgüsü vardır. Hikâye kahramanı idealist bir kişiliğe sahiptir.

KEREM İLE ASLI
♠ Kerem, 17. yüzyıl başlarında yaşadığı düşünülen bir saz şairidir.
♠ Nazım ve nesir karışık olarak verilmiştir. Olaylar nesirle, duygular nazımla anlatılmıştır.
♠ Kerem’in başından geçmiş gibi gösterilen olayların çoğu olağanüstü bir özellik gösterir.
♠ Kerem’in elinde sazıyla diyar diyar gezip şiirler söylemesi ise dönemin sanat anlayışını yansıtır.
♠ Bu dünyada kavuşamayan âşıkların diğer dünyada kavuşacaklarına dair bir halk inanışı da bu
hikâyede bulunur.

Türk Halk Hikâyelerinin Bölümleri
1. Fasıl: Anlatıcının hikâyeye geçmeden önce dinleyiciyi anlatılacak olaylara hazırlamak için birtakım şiirler, türküler okuduğu, tekerlemeler söylediği bölümdür.
2. Döşeme: Hikâyede olay anlatımına geçmeden önce anlatıcı; kişi ve olay mekânları tanıtır. Hikâye zamanından bahseder. Çeşitli rivayetlere değinir.
3. Asıl Konu: Hikâyenin özünü oluşturan olaylar anlatılır. Çoğunlukla asıl kahramanların öncesi ile
hikâyeye başlanır. Bir arayış söz konusudur.
4. Sonuç, Dua: Bu bölümde hikâye ya mutlu ya da mutsuz biter. Çoğunlukla âşıklar birbirine
kavuşamaz. Halk hikâyelerinde sadece Âşık Garip mutlu biter. Hikâye mutlu bitiyorsa “Duvak Kapama” denilen bir muhammes türkü söylenir.
5. Efsane: Hikâyelerin sonunda gerçek hikâyeden bağımsız olaylar anlatılır. Bunlar kavuşmanın öteki dünyada olduğunu anlatmaya yöneliktir. Efsanelerde sevgililerin mezarlarında iki gül biter. Bu güller kutsal günlerde birbirine sarılır veya mezar çevresinde iki kavak ağacı büyür; bu ağaçlara iki kuş konar ve ötüşürler.

Halk Hikâyelerinin Kaynakları
Türk kaynaklı hikâyeler: Dede Korkut Hikâyeleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Emrah ile Selvihan.
Arap kaynaklı hikâyeler: Yûsuf u Züleyhâ, Leyla ile Mecnun.
Hint-İran kaynaklı hikâyeler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne.

Halk Hikâyelerinin Gelişimi
♠ Halk hikâyeleri, destan ile günümüz modern hikâyesi arasında bir köprü görevi üstlenmiştir. Bu
köprünün ilk ayağı ise XV. yüzyılda yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri’dir.
♠ XV. yüzyıldan itibaren destanların yerlerini tutmaya başlayan halk hikâyeleri, âşık dediğimiz
anlatıcılar tarafından günümüze kadar getirilmiştir.
♠ Halk hikâyeciliği geleneği, destanlarla başlayıp Dede Korkut Hikâyeleri, Battalname,
Danışmentname, Gazavatname, Hamzaname, Saltukname ile devam eden anlatma geleneğinin 15-
20. yüzyıl arasındaki aşamalarından biridir.
Oluşma şekli: İlk olarak hikâyeye konu olan bir olay gerçekleşir. Sonra bu olay sözlü gelenek içinde
kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu aktarmalarda, hikâyeyi anlatanlar bazı bölümlerine türküleri de dâhil eder, böylelikle anlatıma müzik de eşlik eder. Daha sonra âşıklar (saz şairleri, halk şairleri) bu hikâyeleri belli bir sıraya göre yeniden düzenleyerek halka açık yerlerde, saz eşliğinde anlatırlar. Sonradan yazıya geçirilir.

CENKNAME:
♠ Hz. Hazreti Ali çevresinde oluşan cenknameler, 13. yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında görülmeye başlamıştır.
♠ Cenknamelerde Hz. Ali, cengâver-gazi tipini temsil etmektedir.
♠ Cenknameler, Müslim-gayrimüslim mücadeleleri üzerine kurulmuştur.
♠ Cenknamelerde somut veya hayalî varlıklar fazlaca yer tutar ve olağanüstü ögeler söz konusudur.
♠ Cenknameler, nazım-nesir karışık olarak kaleme alınmıştır.
♠ Cenknamelerin amacı dinî-ahlaki bilgi, tarih bilgisi ve şuuru ile topluma moral vermektir

MESNEVİ
Her beytinin dizeleri kendi arasında kafiyeli, aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılan, divan şiirinin en uzun nazım biçimine mesnevi denir.
Mesnevi İran edebiyatının ürünüdür.

Mesnevinin Bölümleri

1. Dibace: Mesnevinin ön sözüdür. Manzum veya mensur olabilir.
2. Tevhid: Allah’ın birliği ve bütünlüğü anlatılır.
3. Münacaat: Allah’a yalvarış ve yakarışlarda bulunulur.
4. Naat: Hz. Muhammed (sav) övülür.
5. Miraciye: Miraç olayı anlatılır.
6. Medh-i çihar-yâr-i güzîn: Genellikle dört halife övülür. Dört halife dışında devrin büyükleri de
övülebilir.
7. Medhiye: Mesnevinin sunulacağı kişiye övgüler bulunur.
8. Sebeb-i telif: Mesnevinin yazılış nedeni belirtilir.
9. Âğâz-ı dâstan: Mesnevinin asıl konusunun bulunduğu bölümdür.
10. Hatime: Mesnevinin bittiğini belirten bölümdür.

Mesnevinin Özellikleri

1. Her beyti kendi arasında kafiyelidir. Yani beyitler aa, bb, cc, dd… şeklinde kafiyelenir.
2. Bu şiirlerde konu ve beyit sayısı bakımından sınır olmadığı için divan şairleri bu tür ile uzun şiirler
yazmışlardır. Örneğin Mevlana’nın Mesnevi’si 25.700 beyittir.
3. Edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiştir.
4. Mesnevide beyitler, kendi içinde anlam birliğine sahiptir, beyitler arasında konu birliği gözetilir.
5. Her beytin ayrı ayrı kafiyelenişi yazma kolaylığı sağlar.
6. Uzun mesnevilerde monotonluğu ortadan kaldırmak için hikâye kahramanının ağzından söylenen
gazellere de yer verilmiştir.
7. Bazı şairler beş veya beşten fazla mesnevi yazmışlardır. Bunlar da ayrı isimlerle anılır. Beş
mesnevinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş esere hamse denir. Ali Şir Nevâî, Taşlıcalı Yahya,
Hamdullah Hamdi, Nergisî hamse şairlerinden bazılarıdır.
8. Aruzun kısa kalıpları ile yazılır.
9. Edebiyatımızda mesnevi türünün ünlü isimleri şunlardır: Fuzûlî, Şeyhî, Nâbî, Şeyh Galip.

Türk Edebiyatında Mesnevi

♣ Türk edebiyatında ilk mesnevi, XI. yüzyılda Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig (Kutlu Olma Bilgisi) adlı eseridir.
♣ 13. yüzyılda Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin, yazıldığı nazım şekliyle anılan büyük eseri, Mesnevî-i Mânevi’si Farsçadır. Bu yüzyıl sonunda Şeyyad Hamza’nın Yûsuf u Züleyhâ mesnevisi edebiyatımızın ilk aşk mesnevisidir.
♣ 14. yüzyılda Kutb’un yazdığı Husrev i Şîrîn mesnevisi, daha sonra birçok kez yazılacak olan Hüsrev ü Şirin hikâyelerinin ilkidir.
♣ Büyük mutasavvıf şair Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye adlı eseri ahlaki ve öğretici, küçük bir
mesnevidir.
♣ 15. yüzyılda  Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ı, ayrıca yüzyılın büyük şairlerinden Şeyhî’nin yazdığı Hüsrev ü Şîrîn mesnevisi dönemin tanınmış mesnevileridir.
♣ 16. yüzyılda, Türk edebiyatının en büyük mesnevi şairleri yetişmiştir. Fuzûlî, Beng ü Bâde ve Leylâ vü Mecnûn adlı mesnevilerini edebiyatımıza kazandırmıştır.
♣ 17. yüzyılın başlıca mesnevi şairleri Ganîzâde Nâdirî, Nev’îzâde Atâ’î ve Nâbî’dir. Mesnevide bu yüzyılın en büyük şairi olarak Nâbî’yi saymak gerekir. Nâbi; Hayriyye, Hayrâbâd ve Sûrnâme adlı mesnevileriyle ün kazanmıştır.
♣ 18. yüzyılda mesnevi şairi olarak Şeyh Galip, Sümbülzade Vehbi ve Enderunlu Fâzıl belli başlı
isimlerdir. Bu yüzyılda artık kullanılagelen eski ortak mesnevi konuları bırakılmış, yeni ve daha
değişik konular ele alınmıştır.
♣ Ashâb-ı Kehf Kıssası 16. Yüzyılda mesnevi tarzında yazılmıştır. Ashâb-ı Kehf kıssasının özünü oluşturan ve ölümden sonra dirilişin bir misali olan uzun süre mağarada uyuyup yeniden uyanma hadisesi, İslam’ın dışındaki diğer bazı dinlerde ve çeşitli efsanelerde de yer almaktadır. Putperest bir kavmin içinde Allah’ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç, bu inançlarını açıkça dile getirip putperestliğe karşı çıkmış, taşlanarak öldürülmekten veya zorla din değiştirmekten kurtulmak için mağaraya sığınmışlardır. Yanlarındaki köpekleriyle birlikte orada derin bir uykuya dalan gençler muhtemelen 309 yıl sonra uyanmışlardır. Bu süre Kur’an-ı Kerîm’de “Onlar
mağaralarında 300 yıl kaldılar, dokuz da ilave ettiler.” şeklinde belirtilmektedir.

TANZİMAT DÖNEMİ’NDE HİKÂYENİN GELİŞİMİ
♣ Batı’daki anlamıyla hikâye türü edebiyatımıza Tanzimat Dönemi’nde girmiştir.
♣ Çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek, gelişmiştir.
♣ Olaylar genellikle günlük yaşamdan veya tarihten alınmıştır.
♣ İlk hikâyelerde topluluk önünde anlatılan meddah hikâyelerinin etkisi ve tekniği görülür.
♣ Eserler genel olarak duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur.
♣ Tanzimat hikâyelerinde işlenen önemli temalar; tutsaklık, zorla yapılan evliliklerin doğurduğu acı sonuçlar, Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farkların karşılaştırılması, kadın erkek arasındaki ilişkilerde değişik ortamlarda gelişen evlilikler, aşktır.
♣ Tanzimat Edebiyatı birinci dönem sanatçıları romantizm akımının etkisiyle ve toplumu bilgilendirmek amacıyla edebî eserleri bir araç olarak kullanmışlardır. Bu da o dönemde verilen eserlerin çoğunun teknik yönden kusurlu olmasına neden olmuştur.
♣ Tanzimat Edebiyatı ikinci dönemi sanatçıları, realizm ile natüralizm akımlarının etkisi altında kalmışlardır. Eserlerinde gözleme önem vermişler, nedenlerle sonuçlar arasında bağlar arayarak olağanüstü olayları ve kişileri bırakmışlar, eserde anlatılan her şeyin olabileceğine dikkat etmişlerdir.
♣ Tanzimat’tan sonra da gelişimini devam ettiren hikâye türünde, ilk yerli ürünler, Ahmet Mithat’ın 1870’te basılan “Kıssadan Hisse” ve “Letaif-i Rivayat”; Emin Nihat’ın “Müsameretname” adlı hikâye kitaplarıdır.
♣ Samipaşazâde Sezai “Küçük Şeyler” adlı hikâyeleriyle edebiyat dünyasının tanınan bir yazarı olmuştur. Yazdığı hikâyelerde realizm akımının etkisi görülmektedir. Hikâyelerinde küçük, şaşırtıcı, önemsiz konu ve olayları ruh çözümlemeleri yaparak doğal ve günlük konuşma diliyle işlemiştir. Sanat için sanat anlayışını benimseyen Samipaşazade Sezai, yaptığı betimlemelerde süslü ve ağır bir dil kullanmıştır.
Eserlerinden bazıları: Şîr (tiyatro); Rümuzul Edep, İclal (hatıra-sohbet); Küçük Şeyler (hikâye);
Sergüzeşt (roman); Jack (çeviri roman)

MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ’NDE HİKÂYE
♣Tanzimat’ta başlayan Servetifünun’da olgunlaşan hikâye, Millî edebiyat Dönemi’nde dilde sadeleşme hareketleriyle bir hayli gelişmiştir.
♣ Millî ve yerli olanı halkın anlayabileceği bir dille anlatmışlardır.
♣ İstanbul’un dışına çıkarak yani Anadolu’ya giderek Anadolu insanı konu edinmişlerdir.
♣ Olaylar Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı veya Kurtuluş Savaşı zamanlarında geçmektedir. Bazen de millî şuur ve Osmanlı döneminin güçlü olduğu zamanlardan hikâyeler yazmışlardır.
Millî Edebiyat Dönemi’nde sanat toplum için anlayışı hâkimdir.
♣ Bu dönemde en çok işlenen konular; yurtseverlik, cehalet, halkın anlayabileceği sadelikte olmuştur.
♣ Konuşma diliyle yazı dili arasındaki farkı ortadan kaldırmışlardır.
♣ Millî Edebiyat Dönemi’nin Ömer Seyfettin’den başka önde gelen hikâyecileri; Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin’dir.
♣ Ömer Seyfettin Maupassant tarzı olay hikâyeciliğinin kurucusudur.
♣ Selanik’te yayımlanan “Genç Kalemler” dergisindeki yazılarıyla ünlenmiştir. Derginin ilk sayısında, Nisan 1911’de yayımlanan “Yeni Lisan” başlıklı yazısı, Millî Edebiyat akımının başlangıç bildirgesi kabul edilmektedir.
♣ Yazılarında yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savunmuştur.
♣ Millî Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’le birlikte sürdüren sanatçı,
eserlerini Yeni Mecmua, Şair, Büyük Mecmua gibi dergilerde yayımlamıştır.
♣ Eserlerinin konusunu gündelik hayat, çocukluk ve askerlik anıları, tarih, menkıbe, fıkra ve efsaneler
oluşturmaktadır.
♣ Eserlerinde anlatımı daha etkili kılmak için efsanelerden, atasözlerinden, deyimlerden ve halk
hikâyelerinden sık sık faydalanır.
♣ Hikâyelerinde büyük oranda realizmin etkisinde olduğu görülmektedir.
Eserlerinden bazıları: Falaka, Yüksek Ökçeler, Kızıl Elma, Bomba, Beyaz Lale, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler, Yalnız Efe, Kaşağı, İlk Düşen Ak, Pembe İncili Kaftan, Harem, Yüzakı, Kurumuş Ağaçlar, Aşk Dalgası (öykü); Efruz Bey, Yalnız Efe, Ashab-ı Kehfimiz (roman); Doğduğum Yer (şiir); Mahçupluk İmtihanı (oyun)

Hazırlayan: Yeliz Özge Toyman

Yazının PDF’sine ulaşmak istediğinizi yorum kısmında belirtirseniz e-posta adresinize göndeririz.

Yazdır

Yazar hakkında

admin

Yorum yap