Kitap Tanıtımları

Su Üstüne Yazı Yazmak-Altı Çizili Satırlar

Su Üstüne Yazı Yazmak

Su Üstüne Yazı Yazmak

SU ÜSTÜNE YAZI YAZMAK-ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

  • İnsan kırılıp incinmelerini toplayıp onlardan suskunluk yapıyor.
  • Bu bir garibin öyküsüdür;dinlemek ve duyabilmek için de bir garip kulağı gerek. (Mevlânâ C.Rûmî) (s.15)

  • Dönüp tüm hayatıma bir göz gezdirdim. Rabbimin beni en aptalca yaşadığım günlerde bile sevdiğini ve kalbimi diri tuttuğunu gördüm.(s.24)

  • Dünya sahte öğretmenlerle doludur ancak gerçek Allah erleri kaknüs kuşu kadar ender bulunur. Yine Allah’a giden yolda bir rehber gerek. Zira rehber olmadan ne ene çözülür ne heva ölür.(s.31)

  • …Nitekim kendisi de müridlerine sık sık şunu soruyordu: “Neden yaşamaya başlamıyorsunuz?” Bu sorunun içinde bir ders saklıydı aslında, zira imana erişemeyen kimse gerçekte yaşıyor değildir.(s.46)

  • …Ancak aşkın bir yanı daha vardır. Dert, yani çile. “Çokları aşktan dem vurur,” der İnayet Han, “fakat aşkın sınavını verip derdini çeken pek azdır.” Yine bir başka sözde de, “Dertsiz aşk, aşk değildir,” denir. Doğrudur, çünkü insan kalbi derdi tatmadıkça yaşayamaz. Bu yüzdendir ki, insan aklını, bedenini ve kalbini ortaya koyup dolu dolu yaşamadıkça, gerçekten yaşamış sayılmaz.(s.61)

  • İman, aşk, terk ve dert. İnsanın haram da olsa âşık olması, kalbinde aşktan eser olmaması kadar kötü değildir… Allah hikmetini onun derdini çekmeden ayan etmez… Aşktan haber verin bana… Nerede aşkınız! Gökler, yer ve ikisi arasındakilerin hepsi aşkın yanında hafif kalır…(s.66)

  • Aramadıkça bulamazsın- Aşığın kârı da budur:Sen kör oldukça O’nu arayamazsın ki bulasın. (Mevlânâ Rumî) (s.77)

  • Dertlerinizi Allah’la aranıza perde etmekten, onlara O’na kulluğunuza verdiğiniz kıymetten fazlasını vermekten sakının. Hep müteşekkir olun ve bilin ki bu dünyadaki kederleriniz, Allah’ın size bir lütfudur.
  • Fırtına bizim için en emniyetli yerdir. Korkaklar korksalar da, asıl sükûnet fırtınadadır. (s.79)

  • Ey sessizlik, ne kıymeti bilinmez cevhersin sen, aptalların aptallıklarını örter hikmet ehline de ilham olursun.(s.97)

  • Bu dünyayı dert edinen bu dünyayı alır, ahireti dert edinen de ahireti alır.
  • Kalbini dinle, o sana asla haram şeyler fısıldamaz. Her yaptığını önce Allah’ın rızası için yap. Unutma ki O’nu bulunca her şeyi bulur, O’nu kaybedince her şeyden olursun. Unutma ki O’nun kulu olmasaydın bir toz kadar bile kıymetin olmazdı.(s.101)

  • Öykü yaşadığımız hâldir, dedi. Onu yaşayarak yazıyoruz. (s.102)

  • Hayatın gerçek tadına varmak, ancak dünyanın peçesini indirmekle olur, çünkü dünya hayatının hakikatini ancak böyle anlarız.(s.103)

  • “Diriyi öldür -yani nefisini. Ölüyü dirilt -yani kalbini. Bulduğunu yitir -yani dünyayı. Yitiğini bul -yani ahireti. Varı yok et -yani hevânı. Yoğu var et -yani niyetini. Mârifet kalptedir, delâlet dildedir. Ubudiyet tenden geçmekle yapılır: Eğer cehennemden kaçıyorsan, niyetine sadık kal; eğer Mevlânı arzu ediyorsan yüzünü O’na döndür, çünkü O’nu hemen bulacaksın.”(s.141)

  • “Çektiğimiz her ıstırap,” diyordu, “Aslında bir lütuftur. Rabbimize şöyle dua etmeliyiz: ‘Rabbim bana ıstırap ve dilediğin kadar çile ver ki, Peygamberin(asm) ıstırabını takdir edebileyim ve (çektiğim ıstırap sayesinde) Sen’in her şeyi kuşatan Rahmetini tanıyayım.”(s.150)

  • İnsanların kalplerini bağladıkları dünyalar çeşit çeşittir, dedi. Diskolarda işlenen haramlar, senin parkta gördüklerinden daha beterdir. Fakat kötü bildiğin bu insanlardan da çok güzel davranışlar çıkabilir; üstelik Allah’ın adı anıldığında gözyaşı dökenlerden asla ümit kesmemen gerekir, unutma.(s.184)

  • Bir Sufî Üstad’ın güzel ifadesiyle, ne ‘bir şeye ihtiyacım var’ deyin, ne de ‘hiçbir şeye ihtiyacım yok,’ deyin; sadece ‘Allah’ deyin, işte o zaman harikulâdelikler göreceksiniz. (s.192)

  • Kaçmak isterdim, ama ah, bacaklarımı bir bulabilseydim!(s.193)

  • Edepli kişi, kalbin aslî iştiyaklarını keşfeder ve Rabb-i Zülcelâlinin kalbine rahmetle dercettiği sırları ayan beyan görür, gösterir. Edep hem bir eminlik hali, hem bir karakter ve kişilik duruluğudur; bir mücadelenin meyvesi ve nefsin dizginlenmesidir.(s.197)

  • Bugün müslüman dünyanın dramı da budur işte: Dünya aşkı var, ama Allah aşkı eksik.(s.303)

  • Bugünkü putlarımız, televizyon, banka hesapları ve buzdolabıdır.(s.332)

  • Yolu doğru olanın yükü ağır olurmuş.

  • Belki de en iyisi yalnız yaşamaktı. Her ilişki, hem fiziken hem de ruhen küçük bir ölümcüktür. (s.290)

  • Ey sessizlik, ne kıymeti bilinmez cevhersin sen, aptalların aptallıklarını örter hikmet ehline de ilham olursun.(s.97)

  • Sana bir şey söyleyeyim mi ufaklık? Bak bunu sakın unutma: Her gözünü kapayan uyumaz, her veda eden gitmiş sayılmaz.

  • Her şeyini kaybetsen bile merhametini kaybetme. Merhamet, insanı insan yapan en önemli duygudur.

  • Yolculuğun en büyük keyfi de buydu zaten: İnsanları kendi aşina dünyalarında yaşarken ve koşuştururken görmek ve duyumsamak.(s.243)

  • Kötülüğün tohumu hiç kurumaz ve iyilikten daha çabuk filiz verir. (s.330)

  • Her gün üzerine bir fakirlik elbisesi geçir ve içindeki dünyayı Hazreti İbrahim Aleyhisselâm’ın bıçağıyla kes. Unutma bu dünyayı istersen sadece bu dünyayı alırsın, ama ahireti istersen, hem bu dünyayı alırsın hem ahireti alırsın. (s.138)

  • Kendini elmasla şereflenmiş, taşla aşağılanmış biliyorsan, sen Allah’la beraber değilsin.(s.139)

  • Müslümanlıktan daha öte bir şey yoktur, Müslüman, Rabbine tümüyle teslim olmuş kişidir.(s.160)

  • Beklenti, aşırı tatminden evlâdır. (s.195)

  • Çiçeğin güzelliğini ancak onu kopardıktan sonra fark eden adama benzemenize gerek yok. (s.196)

  • Çünkü sevgili, her acıya lezzet verir.(s.277)

  • Doğrusu, arif bir zatın söylediği gibi, “En güzel saflaştırıcı ateş”ti.(s.268)

  • İmansız ibadetin içi boştur.(s.173)

  • Namaz, mutlak anlamda bir hizmettir. Allah’a, benlik kaygısından azade biçimde hizmet etmektir. Aslında, insanın bütün hayatı namaz gibi olmalıydı. İnsan sadece başıyla değil, bütün benliğiyle secdeye vardığında, hayatının en büyük makamına varmış oluyordu. (s.185)

  • Peki, kalbimizi nasıl açık tutarız? Kalbi vücud, nefs ve ruh arasında denge kurarak açık tutun. Güzelliğe açık kalın. Sadelikten şaşmayın. İçinizdeki çocuğu hep uyanık tutun. Ancak ölüler kalplerini açmaktan korkar.(s.291)

  • Hepimiz, modern kültürü paylaşan çoğu insan gibi, bir bilim-kurgu filminden çıkıp gelmiş, fabrikasyon olarak üretilmiş, birbirinin kopyası klon insanlar misali, kendi düşüncelerimizi, tümüyle ‘acaba diğerleri nasıl düşünürdü?’ sorusuna göre programlamıştık.(s.209)

  • Aya çıkmak, aydınlanmayı garanti etmez.(s.361)

  • Görmenin tek yolu gözlerinizi kâinata ve etrafınızdaki yaradılışa açık tutmaktır. Ayetler oradadır.

  • Oynaşıp duran alevlerin ışığı vurdukça, kimi yüzlerde şekilsiz gölgeler geçip gidiyordu. Belki de, bu yüzlerin geçmişlerindeki ya da, Allah’ın inayetiyle o anlarındaki, geleceklerindeki karanlık sırlara ya da hatıralara ışık tutuyor diye düşünüyordum. (s.267)

  • Herkesin yolculuğu kendine göredir ve herkes lâyık olduğu yere yolculuk eder.

  • Şayet benim kulağa tatlı gelen fısıltılarımı işitemiyorsan, o halde hayatın acı dersleri sana öğretsin öğrenmen gerekenleri…

  • Orak ile başağın öyküsünü bilir misin? Ölüm orağın ağzını biler ve böylece başaklar yerlere kapanıp secde eyler.(s.102)

  • Fakat kalbim Rabbi’min sağır olmadığından emindi, bir karıncanın bile ayak seslerini işiten O benim kırık dökük kalbimi de duyar. Niçin hüzünlü olmalıydım ki? Beni kendi yoluna getiren O değil miydi? Nihayet aklı ve tasavvuru alt üst eden bu yolun kendisi de bir sır değil miydi?

  • Bir keresinde, İranlı bir tüccara, güzel bir kıza nasıl ‘Seni seviyorum,’ denir diye sormuştum da, şöyle cevap vermişti: ‘Böylesi boş lakırdılar ona kar etmez.’ (s.325)

  • Üzerinde hiç aşk yarası taşımayan kişi ya delidir ya ölü.(s.319)

  • Bizi açık yollara erişmekten alıkoyan şey, sadece kendi bağlılığımızdır.
  • Uzaklar yakın olur, bakmasını bilene.

  • Nihayet iş, kendi nefsimi muhasebe etme noktasına gelip dayanınca, kalbime başvurmak yerine sık sık aklımı işe karıştırdığımı ayan beyan gördüm.
  • Neyi feda edersen, o sana ihsan edilir. Neye kıyamazsan, onunla sınanırsın.

  • Fakat yazmak kendimle ve duygularımla aramdaki mesafenin netleşmesine yardımcı olmuştu.
  • Kıskançlıklarla bulaşık ve özgürlükten yoksun nefsanî sevmeler, sadece tabutumuzun çivilerini sıkılaştırır.(s.295)

  • Hiçbir şeyi Allah’tan öne koymayasınız; arzularınızı ancak O tatmin eder.
  • İslam’ın Manevi Yolu’nda nezaket ve incelik sahibi olmaya edeplenme denir. Bir kültür halidir edep; nazik bir vakarı ve mükemmel insanlığı içerir. Hem bir süreçtir, hem bir haldir, çünkü birinci anlamıyla süfli olanın ulvi olana tabi edilmesi, adi şeylerin faziletlilere feda edilmesi, cesedin ruhun emrine verilmesi demektir. Hayvandan insana kademe kademe geçiştir; insanın enaniyetini yırtıp manevi mertebelerin  eşiğine gelirken yürüdüğü yoldur. Bu mertebeye erişen kişi, riyakârlıktan ve olduğundan daha iyi görünme halinden kurtulur. Edepli kişi, kalbin asli iştiyaklarını keşfeder ve Rabb-i Zülcelâlinin kalbine rahmetle dercettiği sırları ayan beyan görür, gösterir. Edep hem bir eminlik hali, hem bir karakter ve kişilik duruluğudur; bir mücadelenin meyvesi ve nefsin dizginlenmesidir.
  • Allah’ın bize emanetleri yanlış kullanılırsa, daha kötüsü, hiç kullanılmazsa, hepsinin elimizden alınabileceğinden emin olabilirsiniz.
Yazdır

Yazar hakkında

Süleyman Kara

Öğrenci ve öğretmenler için faydalı olmak için onlara kaliteli edebiyat sitesi olan edebiyat sultanını sundum.

Yorum yap