Kitap Tanıtımları

Ustam ve Ben-Altı Çizili Satırlar

Ustam ve Ben Romanı

Ustam ve Ben Romanı

Ustam ve Ben-Altı Çizili Satırlar

  • Şu hayatta kimseye hayır getirmeyeceğinden emin olduğu üç şey vardı: Ruhunu iblise satan adam, güzelliğiyle böbürlenen kadın ve sabahı bekleyemeyecek kadar acil olan haber. (s.26)
  • İnsanlar hayvanlardan beyhude korkar. İnsan zalimdir halbuki hayvan değil. Ne timsah, ne aslan; hiçbiri bizler kadar vahşi değil. (s.59)
  • Nedendir açılıvermemiz birdenbire hiç tanımadığımız bir insana? Nedendir dile getirmemiz daha evvel kimselere söylemediklerimizi, başkasına değil de tek ona? Kalbimizi gümüş tepsi içinde ikram edercesine bir yabancıya göstermemize sebep nedir?(s.60)
  • Arkalarından baktı baktı oğlan. Sudak çıkmış balık gibi, ağlamaktan bitap düşmüş bebek gibi, takatten kesilmiş rüzgar gibi, bir an kim olduğunu, ne yaptığını unutarak. Zihninde cevapsız sorular, genzinde yepyeni bir rayiha ve göğsünde nedenini bir türlü anlayamadığı bir ağırlık hissiyle kalakaldı oracıkta.(s.61)
  • Örümcek ağından yapılmışçasına incecikti annesinin ördüğü yalanlar, iplik iplik.(s.64)
  • Gözkapaklarına binen ağırlık mı daha büyüktü, yoksa kalbine çöreklenen mi bilemeden, sabahtan akşama bir ağacın altında duruyordu. (s.65)
  • Büyüleyici zıtlıklarla doluydu Leyli. Hem âlemin işleyişine dair çocukça bir merak taşır, hem pirlere has telaşsız bir bilgelik sergilerdi. Bir yandan kayıtsızlık raddesinde cesurken, bir o kadar utangaçtı. Yerinde duramayacak kadar cevval, gülümserken gamlıydı. Kelimeleri kullanmakta mahirdi ama bazen günlerce bıçak açmazdı ağzını. Cezbeli sohbetlerine rağbet eden çoktu; memleketin her yanından gelirlerdi vaazlarını dinlemeye. Sesi kadife gibiydi, biraz da kısıkça, ama ne vakit hislense yükselip nağmelenirdi. (s.88)
  • Meltem ona dokunabildiği için şanslı ve bahtiyar, raks ediyordu saçlarında. Cihan’ın hayranlık dolu bakışını fark etmiş olmalı ki, dere diplerindeki çakıl taşları gibi ışıldadı gözleri. (s.95)
  • İmkan olsa ona fillerin sadece ebat olarak değil kalbe de azametli olduklarını anlatmak isterdi. Nice hayvanın aksine hayatı da, ölümü de idrak edebilirlerdi; bir yavrunun doğumu veya ihtiyar filin vefatı halinde merasimleri bile vardı. Aslanlar yırtıcı, kaplanlar heybetliydi; maymunlar zeki, tavus kuşları göz alıcıydı, ama bir tek filler bu sıfatların hepsine birden aynı anda vakıftı. (s.95)
  • … ve tabii ki atlar… yelelerinde rüzgar, gözlerinde bilgelik taşıyan atlar. Canlarını tehlikeye atıyor; yollarda telef, savaşlarda hedef oluyor, gene de kimseden takdir görmeden ölüyorlardı.(s.102)
  • Cihan tedirgin halde gözlerini kaçırdı. Fazla konuşmuştu. Hep böyle oluyordu. Ne vakit birine bir parça açılıverse pişmanlık duyuyordu. Midye gibi içine kapandı, suskunlaştı. (s.104)
  • Gözlerini üzerimden ayırmadan beni dikkatle inceledi. Ruhumu görecek diye endişelendim. (s.111)
  • Zanaatında ustalaşmak isteyen, yaptıklarını geride bırakmayı da bilmeli. Eserinden ziyadesiyle memnun olursan öğrenmeyi kesersin. Ben artık oldum, dersin. Oracıkta kalır, yerinde sayarsın. En iyisi her seferinde yeniden hevesle işe koyulmak, sil baştan. (s.115)
  • Göz göze geldiler. Kadının kainatını gördü gözbebeklerinde, onun yalnızlığında kendi ıssızlığını buldu. (s.118)
  • Yaptığın işi gönlünde hissedersen ırmaklar çağlar içinde. (s.124)
  • Etrafını her dediklerine evet diyen dalkavuklarla dolduranlar, fikrini dürüstçe söyleyen adamı hain zanneder.(s.145)
  • Şayet bir işi başarmak istiyorsan onu neden bir başkasının değil, senin yapman gerektiğine kainatı ikna etmen lazım. Bunun da tek yolu çalışmaktır. (s.146)
  • Sessizliğe halel getiren tek şey dinmeyen yağmurdu. Gören, semanın gözyaşı döktüğünü sanırdı.(s.154)
  • Benden sana nasihat, cevabını taşıyamayacağın sorular sorma.(s.161)
  • Kalleş ile kardeş yakın kelime. İnsana ihanet beklemediği yerden gelir.(s.164)
  • Unutma kabiliyet, Allah’ın bahşettiği bir hediyedir. Biz hediyeye layık olmaya didiniriz. Gerisine kafa yormayız. (s.169)
  • Köprüler kurmak isteyen kişi birden fazla dil konuşmalı. (s.177)
  • Bir dil öğrendiğinde koskoca bir kalenin anahtarını teslim alırsın. Kale kapısından başka kimler girmiş, seni ne ilgilendirir? Sen kendi keşfine bak. (s.177)
  • Bir kitaba burnunu gömerek herkesi ve her şeyi unutmanın, unutabilmenin verdiği hazzı hiçbir şeyden alamayacaktı. Aşk gibiydi okumak da… Neden, nasıl müptelası olduğunu bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü. (s.178)
  • Ehl-i hüner, üç kaynaktan beslenirdi; kitaplar, insanlar, yollar. Bol bol okumak, ustaların yanında eğitilmek, seyahat etmek. (s.195)
  • Bir binaya girdiğinizde etrafınızda kimsenin olmadığı anı kollayın. Sonra iğneyi baş hizasında tutup bırakın. Kulak kesilin. Ses duvarlardan aksediyor mu? Hemen sönüyor mu? Yoksa en uzak köşelere ulaşıyor mu? Öyleyse mimar bunu nasıl yaptı, sorun kendinize. Ses de su gibi akar. Tabii önünde engeller olmazsa. (s.196)
  • Belki de herkesi sevmekle hiç kimseyi sevmemek arasında fazla mesafe yoktu. (s.201)
  • Oysa hayattaki en vahim aldanışlar, kendimizden memnun olduğumuz anlarda çıkar. Şeytan kulağımıza fısıldar: “Neden daha fazla istemiyorsun?” (s.232)
  • Ustası, kafasından geçenleri okur korkusuyla hemen başını önüne eğdi. (s.255)
  • Feri kaçmış teni, ocak dibinde biriken soğuk külleri çağrıştırıyordu. (s.280)
  • Her şeyi ayakta tutan, dengedir. Binaları da. İnsanları da. (s.305)
  • Şehirler de inanlar gibidir. Öyleyse sadece taştan ve ahşaptan yahut sokaktan ve abideden müteşekkil değiller. Onların da yüreği, beyni, midesi, ciğerleri var. Onlar da yaralanır ve kanar. Yapılan her gayrimeşru bina İstanbul’un kalbine çakılmış bir çividir. Her yangın ciğerlerine iş doldurur. Bir şehre, tıpkı bir masuma merhamet ettiğiniz gibi acıyabilmeniz lazım. Yoksa dengeli kararlar alamayız. Herkes her yere inşaat doldurmak isteyebilir ama bu İstanbul’u üzer, incitir, bitirir. Buna hakkımız var mı? (s.321)
  • Derdi ki elçi, hem Şark’ta hem Garp’ta ilim tehlikeli uğraştır. Fakat Şark’ta, devlet bir yandan, ahali bir yandan, insanın öğrenme şevkini kırar. Garp’ta da âlimlerin başı derde girer, ama yenileri çabuk çıkar. Halbuki Şark’ta yenilerin yetişmesi zordur, çünkü çıraklar da, ustalar gibi köstek görür her koldan… (s.329)
  • Mimarlık bir ilimdir diyordu kitap. Üç ayak üzerine inşa edilmiştir: sağlamlık, fayda, güzellik. (s.330)
  • İlim birçok atın çektiği bir araba gibidir. Şayet küheylanlardan biri şaha kalkar hızlanırsa diğer atlar da kendiliğinden hızlarını artıracak, arabanın içindeki seyyahlar, yani ehl-i hikmet, bundan kazançlı çıkacaktı. Demek ki bir alandaki ilerleme, diğer sahalardaki gelişmeleri teşvik eder. Kaldı ki mimari, başka ilimlerle dost olmak mecburiyetindeydi; hendeseyle, felsefeyle… (s.353)
  • Belki de insan bir şeye ne kadar yakınsa o kadar az görebiliyordu. Yıldızlar gibi hayatın hakikatlerini keşfedebilmek için de mesafe gerekiyordu. (s.359)
  • Hayatta hiçbir şey, dışa vurulamayan kızgınlık kadar zarar vermez insan ruhuna. (s.374)
  • İşlemeyen demir pas, kullanılmayan ahşap küf, çalışmayan insan zan besler. (s.374)
  • Eş rütbeli iki insan arasında en zor hazmedilen şey, birinin terfi edip diğerinin etmemesiydi. Gıpta etmeye çalıştıysa da başaramadı. (s.402)
  • Ellerim o kadar çok titriyordu ki halıya döktüm. Silmeye çalıştım. İnsanın etrafında korkunç şeyler olurken böyle teferruatlara dikkat etmesi tuhaf. (s.419)
  • Sizler birbirinizin seyrüseferine şahitsiniz. En iyi siz bilirsiniz nerelerden geçtiniz. Bu nedenle şayet biriniz yoldan çıkarsa ilk fark eden siz olacaksınız. Daima akil olanın, sevmesini bilenin, gayretli olanın yolundan gidin. (s.421)
  • Hayata dair heyecanları kalmamış insanlarınki gibi donuktu bakışları. (s.428)
  • Şimdi biliyorum halbuki, suretlerin bizi aldattığını. Nimet zannedip sevindiğimiz nice şeyin aslında külfet çıktığını… (s.462)
  • Bazı şehirlere kendi istediği için gider insan, bazılarına da şehir istediği için. (s.463)
  • Onu hâlâ hatırlıyorum. İçim hâlâ acıyor. İnsan kendisini sevmeyen birini seneler sonra bile izlediğini fark ettiğinde, onu hakikaten seven kişinin karşısında beter bir suçluluk duyuyor. (s.468)
  •  
  •  
Yazdır

Yazar hakkında

Süleyman Kara

Öğrenci ve öğretmenler için faydalı olmak için onlara kaliteli edebiyat sitesi olan edebiyat sultanını sundum.

Yorum yap