Oğuz illerinde Bay Büre Bey’in oğlu Bamsı Beyrek, hem yakışıklılığı hem de alp yürekliliğiyle bilinir, adı tüm obalarda hürmetle anılırmış. Beyrek, Oğuz’un en güzel kızı Banu Çiçek ile evleneceği günün hazırlıklarını yaparken, yurtlarına göz diken düşmanlar sinsi bir plan kurmuşlar. Düğün gecesinden hemen önce, karanlığı fırsat bilen düşman askerleri Beyrek’in oturduğu odaya baskın düzenlemiş. Sayıca çok üstün olan düşmana karşı Beyrek ve yiğitleri sabaha kadar çarpışmış, ancak talih yüzlerine gülmemiş; Beyrek yaralanarak esir düşmüş ve Bayburt Kalesi’ne götürülmüş. Bamsı Beyrek, karanlık ve soğuk zindanlarda tam on altı yıl tutsak kalmış. Bu uzun yıllar boyunca ne Oğuz ellerine olan özlemi bitmiş ne de içindeki ümit tükenmiş. Düşman beyi, ona diz çöktürmek için her yolu denemiş ama Beyrek’in dik başını ve asil duruşunu eğmeye gücü yetmemiş. Bu sırada Oğuz yurdunda ise herkes Beyrek’in öldüğünü sanıyormiş; anası babası gözyaşı dökmekten kör olma noktasına gelmiş, yavuklusu Banu Çiçek ise yas tutmaktan karalar bağlamış. Töre gereği, artık Beyrek’ten ümit kesilince Banu Çiçek’i başka bir beyle evlendirme kararı alınmış. Düğün hazırlıkları sürerken, kalede Beyrek’in asaletine hayran olan düşman beyinin kızı, ona gizlice yardım ederek zindandan kaçmasını sağlamış. Beyrek, altındaki sadık atıyla gece gündüz demeden bozkırları aşmış, dağları devirmiş ve tam düğünün yapılacağı gün Oğuz yurduna varmış. Üstü başı perişan halde olduğu için onu kimse tanıyamamış. Bir ozan kılığına girerek düğün toyuna katılmış ve eline kopuzunu almış. Kopuzun tellerine vurup öyle yanık, öyle asil ezgiler söylemiş ki, onun sesini ve sözlerini duyan Banu Çiçek ile eski dostları karşısındakinin yabancı bir ozan değil, yıllardır yollarını gözledikleri Bamsı Beyrek olduğunu anlamışlar. Beyrek’in sağ olduğu haberi dalga dalga tüm obaya yayılmış. Obada bozulan oyunlar bozulmuş, düşmanla iş birliği yapanlar yurt dışına sürülmüş. Bay Büre Bey ve hatunu, oğullarına kavuşmanın sevinciyle yeniden hayata dönmüşler. Oğuz’un büyük beyleri toplanmış, kırk gün kırk gece süren yeni bir düğün kurmuşlar. Kopuzlar bu kez zafer ve kavuşma için çalınmış, aşlar dökülmüş, fakirler doyurulmuş. Dede Korkut gelip boy boylamış, soy soylamış; bu yiğitliğin ve sadakatin destanını dillendirerek Oğuz töresinin sarsılmaz birliğini tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiş.
1. Yukarıdaki metnin konusunu, temasını, metnin yazılış amacını, milli değerlerini kısaca yazınız. (20 p.)
Konusu:
Teması:
Metnin yazılış amacı:
Milli değerler:
2. Metinden hareketle bulacağınız sözcük türlerinden ikişer örneği aşağıdaki tabloya yazınız (24 p.)
| SIFAT | ZAMİR | ZARF | FİİL | BAĞLAÇ | EDAT |
3. Aşağıda verilen iki şiiri tabloda yer alan özelliklere göre karşılaştırınız. (20 p.)
| VATAN MERSİYESİ | HARNAME |
| Âh yaktık şu mübârek vatanın her yerini Saçtık eflâke kadar dûdunu, âteşlerini Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini Yoğimiş kurtaracak bahtı kara mâderiniKendimizden neden olduk bu kadar me’yûs Gidelim dâdına Allah için ehl-i nâmûs Sönüyor şem’-i emel işte kırıldı fânûs Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini Yoğimiş kurtaracak bahtı kara mâderini Vardı tâ Ka’be’ye Zemzem gibi hûn-âb akıyor … N.KEMAL | Bir eşer var idi zâif ü nizâr Yük elinde katı şikeste vü zârGâh odunda vü gâh suda idi Dün ü gün kahr ile kısuda idi Ol kadar çeker idi yükler ağır Nice tü kalmamışdı et ü deri Eydür idi gören bu sûretlu Dudağı sarkmış u düşmiş enek … ŞEYHİ |
| NAZIM BİRİMİ | ||
| ÖLÇÜ | ||
| KONU, TEMA | ||
| YAZILDIĞI DÖNEM |
4. “Agâh Bey, İstanbul’dan daha yeni gelmişti; Anadolu’nun bu ücra kasabasında tahrirat müdürlüğü yapacaktı. Zihninde memlekete hizmet etmek, buraları düzeltmek gibi büyük ve idealist fikirler vardı. Fakat kasabaya adım atar atmaz onu karşılayan şey, ne bitmek bilmeyen işler ne de resmî ciddiyetti. Herkes onu nehir kenarındaki o meşhur şeftali bahçelerine, eğlenceye çağırıyordu. Agâh Bey ilk günler bu tembelliğe, bu umursamazlığa karşı direndi; memleketin kurtulması için çalışmak gerektiğini düşündü. Ancak gün geçtikçe, o serin gölgeler, olgun şeftalilerin kokusu ve saz sesleri idealist aydını da içine çekti. O da diğerleri gibi entarisini giyip keyif çatmayabaşladı; İstanbul’da kurduğu bütün büyük hayaller, şeftali bahçelerinin rehavetinde eriyip gitti.”
Yukarıdaki parça, Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı eserinde yer alan “Şeftali Bahçeleri” hikayesinden alınmıştır. Bu parçadan yola çıkarak,
a) Hikayedeki Agâh Bey karakteri üzerinden, dönemin hangi aydın tipolojisi ve çatışması eleştirilmektedir? (6 p.)
b) Metnin dil ve üslup özelliklerini Milli Edebiyat Dönemi’nin genel anlayışı çerçevesinde değerlendiriniz. (5 p.)
5. Verilen fabl haritasındaki unsurları kullanarak bir fabl yazınız. (serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümlerine; anlam bütünlüğüne, yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine dikkat edilecektir.) ( 25 p.)
10.sinif edebiyat 2.dönem 2.yazili sorulari a indir
CEVAPLAR için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.
10.sinif edebiyat 2.dönem 2.yazili cevapları a indir
