Belirli Gün ve Haftalar

İSTANBUL’UN FETHİNİN 572. YIL DÖNÜMÜ KUTLAMA PROGRAMI

SUNUCU 1
Bin dört yüz elli üçün Mayıs’ı, gün yirmi dokuz,
Şahlanmış ordu, duramaz yerinde kutlu Oğuz.
Nisan’ın yedisi, kuşatma hazır, rüya tamam;
Bizans teslim olmuyor, yardım diyordu, aman!

Sayın Okul Müdürüm, Değerli Öğretmenlerim, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım!
Bugün 572. yıl dönümünü kutladığımız 29 Mayıs İstanbul’un Fethi Kutlama Programı’na hepiniz hoş geldiniz!!!
Programı arz ediyorum:
1. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı
2. Günün anlam ve önemini belirten konuşma
3. Sinevizyon gösterisi
4. Şiirlerin okunması
5. Oratoryo gösterisi
6. Piyes
7. Kapanış

SUNUCU 2
Sizleri büyük komutan Mustafa Kemal Atatürk, ulu ecdadımız, kahraman askerlerimiz ve tüm şehitlerimiz için saygı duruşuna ve ardından İstiklal Marşı’mızı okumaya davet ediyorum.
Surdan gedik açıyordu, menzili dövdükçe şahi;
Gemileri karadan yüzdürdü Sultan-ı dahi
Gece fener yakınca karada, denizde ordu
Bizans’ın aklı, hayali, hepten dimağı durdu!

Günün anlam ve önemini belirten konuşmasını yapmak üzere ………………………..kürsüye davet ediyorum.

SUNUCU 1
Tarih bile susmuştu o esrarengiz plana,
Gemiler o gün karadan yüzüyor limana,
Atını dizginledi ummana kadar Fatih.
Sabret! Hüda sana bahşedecek burda fetih.
Çünkü müjdeyi veriyordu yüce peygamber:
İstanbulu fetheden asker, ne güzel asker!
Senin sevdandır fatihlerin sevdası,
Bazen Mekke bazen İstanbul olur rüyası.
Haydi sen de Fatih ol, fetheyle şehrini!
Bilmesinler bu fethin zamanını, yerini.

Şimdi de fetih ruhunu Peygamber Efendi’mizden alan Fatih Sultan Mehmet Han’ın Avni mahlasıyla o kutlu peygambere ithafen yazmış olduğu “İSTEMEM” adlı şiiri okumak üzere, okulumuz öğrencilerinden ……..…………. kürsüye davet ediyorum.

SUNUCU 2
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden
Senin de destanını okuyalım ezberden
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden
Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Şimdi sizleri okulumuz öğrencilerinin hazırlamış olduğu oratoryo gösterisiyle baş başa bırakıyoruz. İyi seyirler!

(ORATORYO GÖSTERİSİ)

SUNUCU 1

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini!
Göster; kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini!
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Okulumuz öğrencilerinden …………………….. ve ……………..İstanbul’un Fethi adlı şiiri okuyacaklardır.

SUNUCU 2

Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan!
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Çağ açıp çağ kapatan, cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet’i anlatan piyesi izliyoruz.

SUNUCU 1

Elbet bizim olacak İstanbul,
İnanmışız,
Denizlerden, dağlardan, ovalardan gelen
Bu nurlu bahar içinde yıkanmışız.
Temiz ellerimizde açacak,
İstanbul çiçek çiçek.
Şimdi surlar önünde dalgalanan bayrak,
Yarın Bizans göklerine yükselecek.

Okulumuz Öğrencilerinden………………….”Bayraksız Olamam” şiirini okuyacaktır.

PLEVNE MARŞI EŞLİĞİNDE KAPANIŞ GÖSTERİSİ

SUNUCU 2

İstanbul’un Fethi ile dünya tarihine yön veren, sadece siyasi, askeri bir deha ve muzaffer bir komutan olarak değil; bilimin, sanatın, değişim ve yeniliğin öncüsü, adaletin sembolü Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve o kahraman komutanın yiğit askerlerini rahmet ve minnetle anıyoruz.
Fetih programı burada sona ermiştir. Programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Bu sefer genç padişah kendisi gitti bizzat
Baktı bir aralıktan, kimse yoktu içerde
Endişe eyledi ki “Hocam acep nerede?”
Gördü ki Akşemseddin çekilmiş bir kenara

Kuru toprak üstünde diz çökmüş oturuyor
Ellerini kaldırmış dua edip duruyor

Gözyaşları sel gibi akarken gözlerinden
O zamanın kutbunu istiyordu Rabbinden

“Yâ Rabbi! Bu zamanın kutbu hangi veliyse
Onu bu çetin günde, imdada gönder bize”

Padişah bu duaya “âmin” dedi içinden
Onun da yağmur gibi yaş aktı gözlerinden

Çadırdan ayrılarak gelirken ordugâha
Ordusunun önünde gördü bir ordu daha

Elbiseleri beyaz, yeşildi sarıkları
Görür görmez padişah tahmin etti onları

Önde beyaz atıyla nur yüzlü bir ihtiyar
O devrin kutbu olan Ubeydullah-i Ahrar

Hücum ediyorlardı, aşk ile hepsi birden
Bu hadise üstüne fazla vakit geçmeden

Ulubatlı Hasan da burçlara tırmanarak
Çıktı yüksek bir yere, pek çok yara alarak

Osmanlı sancağını dikti burcun üstüne
Sancak dalgalanırken o uçtu Cennetine

Açılan gediklerden mücahitler, gaziler
Girdiler içeriye, fetih oldu müyesser

Girmiş Ayasofya’ya, Bizans halkı korkudan
Ve kilitlemişlerdi kapıyı arkasından

Yirmi bir yaşındaki genç padişah atıyla
Girdi surdan içeri, şerefiyle ,şanıyla

O gün Bizans Patriği kapandı ayağına
Zavallı kapılmıştı, öldürülür zannına

Lakin bilmiyordu ki, Osmanlı Türk’ü bunlar
Asla teslim olana yapmazlardı bir zarar

Mehmet Han, Onu yerden kaldırıp teselli etti hemen
“KORKMA, OSMANLI TÜRK’Ü ZULÜM YAPMAZ KATİYEN”

FETİH ORATORYOSU
ÖĞRENCİ : EY YOLCU, UYAN!

KORO: İSTANBUL! İSTANBUL!

ÖĞRENCİ : Benim canım,

KORO: Vatanım da vatanım!

ÖĞRENCİ : Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu ,

KORO: İSTANBUL

ÖĞRENCİ: diye toprağa kondurmuşlar.

KORO: İSTANBUL

ÖĞRENCİ: İçimde tüten bir şey; hava,

KORO: İSTANBUL

ÖĞRENCİ: renk,

KORO: İSTANBUL

ÖĞRENCİ: eda, iklim;

KORO: İSTANBUL! İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: O benim,

KORO: Benim o.

ÖĞRENCİ: Zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

KORO: Sevgili İSTANBUL! Canım İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: İstanbul elbet feth olunacaktır.

KORO: Allah’ın izniyle!

ÖĞRENCİ: Ne mutlu size!

KORO: İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: Ne mutlu koca Fatih’e!

Koro: İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: Tarihin gözleri var, surlarda
delik delik;

KORO: Delik delik her yerinden tarih akan İSTANBUL!
İSTANBUL tarih, tarih İSTANBUL!
ÖĞRENCİ: Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma
kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…

KORO: Kıratın ismi FATİH. Hedef İSTANBUL!
Peygamber kutsalını, bekler İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana:

KORO: Öleceğiz ne çare?

ÖĞRENCİ: Can alır, can verir Allah yolunda,

KORO: Bir Fatih, bir Mehmet, Mehmetçik gibi.

ÖĞRENCİ: İki büyük cihanın kesinti noktasında,

KORO: Kurtardı İSTANBUL!
Edirne’yi, Ardahan’a bağlayan İSTANBUL!
Tarihler boğazından ağlar İSTANBUL!

ÖĞRENCİ: Hayattan canlı ölüm,
günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet.

KORO: Ağlar Karaca Ahmet.
Ayrılık var İSTANBUL!
Git kutlu kubbede yeni sevgililer bul.

ÖĞRENCİ: İşte koca Fatih İstanbul’a sevgili.

KORO: Gözler babadan kulaklar atadan şanlı,

ÖĞRENCİ: Küçük görme, hor görme delikanlım kendini,
Gökler eğilip dağlara;

KORO: Kimsin?

ÖĞRENCİ: diye sordu.

KORO: Kimsin?

ÖĞRENCİ: Bu gelen gözleri, şimşekleniyordu.

KORO: Gökyüzünün üstünde bulutlar gibi mağrur,

ÖĞRENCİ: İstanbul’a kartalca bakan gözleri
kordu.

KORO: Birdenbire şahlandı küheylan

ÖĞRENCİ: Birdenbire gök kubbesi deryalara vurdu.
Yol vermek için Marmara, coştu yüreğinden

KORO: Yol vermek için Fatih’e rüzgâr bile durdu.

ÖĞRENCİ: Bu kitaplar…

KORO: Fatih’tir.

ÖĞRENCİ: Selim’dir.

KORO: Süleyman’dır.

ÖĞRENCİ: Şu mihrap Sinanüddin,

KORO: Şu minare Sinan’dır.

ÖĞRENCİ: Haydi ,artık uyuyan destanını uyandır.!

KORO: Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

ÖĞRENCİ:
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

KORO: Yürü, aslanım, fetih hazırlığı başlasın.

ÖĞRENCİ: Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?

KORO: Fatih’in, İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

ÖĞRENCİ: Dünya koşuyor.

KORO: Dönsün.

ÖĞRENCİ: Beraber koşacaktın.
Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!

KORO: EY YOLCU, UYAN!

ÖĞRENCİ: Yoksa çıkarsın ki sabâha:
Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!

KORO: Yürü!

…………………………..

DIŞ SES:
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetme plânları yapıyordu. Daha henüz 21 yaşında bulunan hükümdar, İstanbul’un fethine girişmeden önce, halkını imtihan etmek istemişti. Sabahın erken saatlerinde, kılık değiştirerek Osmanlı’nın başşehri olan Edirne’de çarşıya çıktı.

VEZİR: Padişahım yine kıyafetlerinizi değiştirmişsiniz.

FATİH: Vezir, bir halk arasına karışalım. Halkımızın hali nicedir bir görelim.

VEZİR: Padişahım şimdi bu nereden icap etti? Sebebini sorabilir miyim?

FATİH: Vezir, bizim büyük hayallerimiz var.

VEZİR: Bilirim padişahım. Siz cihan padişahı Sultan Mehmet’siniz.
Tabi ki büyük hayalleriniz vardır.

FATİH: Hadi! Hadi bir gidelim, halk arasına bir karışalım.
Ne yaparlar, ne ederler bir görelim.

VEZİR: Peki padişahım. Bu kıyafetle sizi tanımazlar.

FATİH: O halde tahta geçtiğim günleri bana anlatır mısın?

VEZİR: Anlatırım padişahım.
On dört yaşındaydınız o zamanlar. Babanız Murat Han, tahtı size bırakıp Manisa’ya çekilmişti. Avrupa; Osmanlı tahtında bir çocuk var, fırsat bu fırsat diyerek üzerinize geliyordu.
Ve siz; yeniden tahta geçmek istemeyen babanıza şu cümleleri söylemiştiniz:
– Eğer padişah sen isen gel, milleti idare et!
– Eğer padişah ben isem emrediyorum: Gel milleti idare et!!!

FATİH: O günlerden bu günlere kaç zaman geçti?

VEZİR: 6-7 yıl.

FATİH: O halde beni hala neden acemi görüyorsun?

VEZİR: Estağfurullah padişahım.

FATİH: Vezir!

VEZİR: Buyurun padişahım.

FATİH: Bak vezir, elbette öleceğiz bir gün. Ama biz yatakta ölme arzusunda değiliz. Bizi nerede beklediği belli olmayan ölümü, biz her yerde beklemekteyiz. Biz çınarlar gibi ayakta ölmeliyiz, anlıyor musun vezir?

VEZİR: Belli padişahım. Ama çok gençsiniz. Önünüzde uzun yıllar var.

FATİH : Neye dayanarak söylüyorsun bunları vezir? Nereden biliyorsun önümüzde uzun yıllar olduğunu?

VEZİR : Affedin padişahım. Onu demek istememiştim.

FATİH : Ya ne demek istemiştin?

VEZİR : Sevdanızı bilirim padişahım. Peygamberimizin müjdelediği o kutlu kişilerden olmak hepimizin arzusu…

FATİH : Peygamberimizin o sözünü bir daha okur musun vezir? O kadar tatlı bir duygu, o kadar tatlı bir söz ki bu…

VEZİR : Peygamberimiz bundan 9 asır önce şöyle buyurdu: İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır…

FATİH : Ah vezirim, hep dua ettim, bu komutan ben olayım diye.

VEZİR : İnşallah siz İstanbul’u fethedeceksiniz sultanım.

FATİH : Neye dayanarak söylersin bu sözleri? Nereden biliyorsun bana nasip olacağını?

VEZİR : Siz daha beşikteydiniz efendim. Babanız Murat Han, Hacı Bayram Veli hazretlerine” İstanbul’u ben fethedebilir miyim?” diye sormuştu.

FATİH : O ne cevap vermişti peki?

VEZİR : İstanbul’un fethinin size nasip olacağını söylemişti.

FATİH : Bu ne güzel müjde! Ya ben “İSTANBUL’U ALIRIM,
YA İSTANBUL BENİ!”

VEZİR : Bir emriniz var mı padişahım?

FATİH : Hadi bakalım şu halk ne yapıyor bir görelim.

VEZİR : Görelim padişahım.

FATİH : Selamün aleyküm..

SATICI : Ve aleyküm selam ağam. Buyurun.

FATİH :Kolay gelsin. Şuradan bir kilo bal ver bakalım.

SATICI :Ağam vereyim, önce bir tadına bak.

FATİH : Güzelmiş. Bir kilo da peynir alayım.

SATICI : Olmaz ağam, veremem.

FATİH : Nedenmiş o?

SATICI : Ağam, ben bugünkü ilk siftahımı yaptım. Ama yan taraftaki komşu dükkân henüz siftah yapmadı. Lütfen peyniri de oradan alın.

FATİH : Allah Allah, peki öyle olsun.Kolay gelsin.

SATICI: Sağ ol ağam. Güle güle…

FATİH : Vezir! Gördün mü dostluğu, kardeşliği, birbirine bağlılığı. Ben bu milletle, değil İstanbul’u, ömrüm yetse Dünya’yı fethederim.

BAYRAKSIZ OLAMAM
Bir çocuksam
Kucaksız,
Oyuncaksız;
Bir delikanlıysam
Atsız,
Pusatsız
Olabilirim
Bayraksız olamam!
Taşıp yirmi yaş dileklerinden
Ufuk ufuk süzülen
Bir gemiyim ben
Rüzgârsız kalabilirim,
Yelkensiz olabilirim
Bayraksız olamam!
Eşsizsem, yalnızsam;
Kısmetini bekleyen bir genç kızsam
Ve gelirse, eğer mutlu günüm
Yapılırsa bir gün düğünüm
Telsiz, duvaksız olabilirim
Bayraksız olamam!
-İster erkek, ister kadın-
Çocuğuyum bu vatanın
Ve gazada can borcuyum
Susuz olabilirim,

Uykusuz olabilirim,
Bayraksız olamam!
Ölürsem taşım, yazım
Kaygı olmasın yakınlarıma
Bir şey istemem,
Yeter ki ay doğsun mezarıma!
Taşsız olabilirim;
Yazısız kalabilirim;
Bayraksız olamam!
Konaksız, saraysız;
Evsiz, yuvasız, köysüz
Kalabilirim
Sevdiklerim gidebilir,
Sevenlerim ihanet edebilir
Her şeysiz kalabilirim, her şeysiz olabilirim
Bayraksız olamam,
Bayraksız olamam!

 

İSTEMEM
Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?

Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.

Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.

Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.

Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.

Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.

Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.

Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin Sina’yı birden.

Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.

Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul’un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.

Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul’u istemem.

Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.

Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.

Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…

Fatih Sultan Mehmet

İSTANBUL’UN FETHİ KUTLAMA PROGRAMI indir

Yazdır

Yazar hakkında

admin

Yorum yap