İnceleme-Araştırma

TECRİD SANATI

Tecrid, soyma, soyulma, ayrı tutma, ayırma, soyutlama anlamlarını karşılayan Arapça bir kelime. Edebiyatta ise Tecrid (Soyutlama), şairin kendisini şiiri yazandan başka biriymiş gibi göstermesi, şiiri yazanla kendisinin farklı kişilermiş gibi davranması ve kendine hitap etmesi sanatıdır.
Devr-i Sultan Selîm’i yazmak içün
Seyf-i meslûl kıldı hâmesini
Halk Yahya Kemâl’e rahmet okur
Gûş ederken Selîmnâme’sini /Yahya Kemal
(Seyf-i meslûl: çekilmiş kılıç, hâme: kalem, gûş etmek: dinlemek, “Selimnâme”, Yahya Kemal’in Yavuz Sultan Selim için yazdığı ünlü terkib-i bend))
.
Şairin dil, gönül, can, ruh, kalp gibi kendine ait bir şeyi kendinden soyutlaması, ayrı bir şahıs gibi göstererek ona hitap etmesiyle de tecrid yapılabilir.
.
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey göz yaşım akmayacaktın? /Orhan Seyfi
.
Gönül gurbet ele varma
Ya gelinir ya gelinmez
Her güzele meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez /Karacoğlan
.
Gül mevsiminde tevbe-i meyden benim gibi
Zannım budur ki sen de peşîmânsın ey gönül / Nedim
.
Çoğu tecridlerde bir seslenme vardır. Şair kendisine veya gönlüne hitap ederse ayrıca nidâ sanatı yapmış olur:
Kim anar yoluna can verdiğini ey Yahyâ
Unuturlar seni bîçâre hemân ölmeyegör / Şeyhülislam Yahyâ
.
Tecrid, Divan şairlerinin çok sık baş vurduğu bir söz sanatıdır. Gazellerin son beyitinde şairin adını zikretme mecburiyeti bu sanatı yaygınlaştırmıştır:
Ey şûh, Nedîmâ ile bir seyrin işittik
Tenhâca varıp Göksu’ya işret var içinde /Nedim
(Ey şûh güzel, Nedim’le gezip tozduğunuzu duydum. Benden habersiz gizlice Göksu’ya gitmiş, içip eğlenmişsiniz)
.
Her tecrid, aynı zamanda bir çeşit tecahül-i âriftir. Şair hitap ettiği veya sözünü ettiği kişinin kendisi olduğunu bilmezden gelir:
Fuzûlî rind-i şeydâdur hemîşe halka rüsvâdur
Soruñ kim bu ne sevdâdur bu sevdâdan usanmaz mı / Fuzûlî
(Fuzûlî çılgın bir rinddir. Bu aşk yüzünden rezil rüsvâ olmuştur. Gidin bir sorun Fuzûlî’ye bu aşktan usanıp vazgeçmeyecek mi?)
.
Tecridin bir amacı da tıpkı tecâhül-i ârifte olduğu gibi nükte yapmaktır:
Ger derse ki Fuzûlî güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalândır / Fuzûli
.
Tecrid, Nedim’in de çok sevdiği bir söz sanatıdır:
Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârân bugünlük edib ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a /Nedim
(Mutrip: İlâhî, gazel, şarkı vb. okuyan kimse, hânende. Şair sevgiliye, “Gel seninle Sa’d-âbâd’a gidip eğlenelim Korkma yalnız değiliz sen, ben, Nedim bir de temiz edâlı, güzel şarkılar okuyan birini götürelim. “diyor. Güzel şarkılar okuyan da şairin kendisidir. Şair dört kişi sayıyor ama gerçekte yalnız gidelim, diyor.)
.
Nedîm-i zârı bir âfet esîr etmiş, işitmiştim
Sen ol cellâd-ı dîn, düşmen-i iman mısın kâfir? /Nedim
.
Ben sana bâde içme güzel sevme mi dedim
Benden niçin bu gûne girîzânsın ey gönül /Nedim
(Ey gönül! Ben sana şarap, içme güzel sevme mi dedim? Benden niçin böyle kaçıyorsun?)
.
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim
Bir perî sûret görünmüş, bir hayal olmuş sana / Nedim
.
Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi
(Ey Nedim, ey çılgın bülbül, neden suskunsun? Önceleri, sende pek çok nağmeli güzel sözler, dedikodular var idi.)
.
Tecrid sanatında şair, “ben” demez, “sen” veya “o” der:
Ne dersin Vehbiyâ sen cümlesin görmüş geçirmişsin
Mey ü mahbûbdan gayrı safâsı var mı dünyânın / Sünbülzade Vehbi
.
Künc-i gamda ko ağlasun Bâkî
Yâr sevmek onun nesine gerek /Baki
(künc-i gam: gam köşesi)
.
Bâkî yine mey içmeğe and içti demişler
Dîvâne midir bâde dururken içe andı /Bâkî
(“İçmek” fiilinin iki farklı anlama kullanılması müşâkele sanatını oluşturur. Müşâkele, Bir fiilin değişik kelimelerle yapılan ve farklı mânâlara gelen birleşiklerinin aynı ifade içinde kullanılması sanatı.)
.
Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstüne /Rasih
.
Şair tecrid sanatı yaparken sanki başkasına sesleniyormuş gibi bir kanaat uyandırır. Fakat asıl muhatap şairin kendi nefsidir
.
Ger Necâti gama düşdüyse ko cânı çıksın
Niye verirdi gönül böyle sitem-kâr olana /Necâti
.
Halk şiirinde de başarılı tecrid örnekleri bulmak mümkündür:
Bir gün senin dahi Yûnus benim dediklerin kala
Seni dahi böyle kıla nitekim kıldı bunları /Yunus Emre
.
Derviş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sîgâya çeker bir Molla Kasım gelir /Yunus Emre
.
Dedim Erzurum nendir, dedi ilimdir
Dedim gider misin, dedi yolumdur
Dedim Emrah nendir, dedi kulumdur
Dedim satar mısın, dedi ki yoh yoh. /Emrah
.
Deli gönül gezer gezer gelirsin
Arı gibi her çiçekden alırsın
Nerde güzel görsen orda kalırsın
Ben senin derdini çekemem gönül /Karacoğlan
.
Tecrid sanatının yeni şiirimizde de çok güzel örnekleri vardır:
Gel bakalım Ahmet Muhip Dıranas,
Otur…
Gün batıyor, görüyor musun?
Her vakit böyle hoş bir akşam olmaz;
Be koştur içkici, bize içki sun! /A. Muhip Dıranas
. .
Dostlarım bilin ki burda
Bir yalnız Cahit Külebi
Garaja çekilmiş hurda
Paslanmış kamyonlar gibi
Bekler durur Ankara’da. /Cahit Külebi
.
ben çıkmazda, ten kilitli, yaz girift; varoluş baştan başa çöl…
sen hilmi yavuz, ey deşt-i fenâ
sen öl!
kimseler anmasın anma gününde… /Hilmi Yavuz
.
son yolcunun adı attila ilhan’dı
miyoptu kısa boylu bir adamdı
dostu yoktu yalnızlığı vardı
yazı makinasıyla binmişti
bizimle konuşmaktan çekinmişti
gözlerini görseniz korkardınız
polis’ten kaçıyordu derdiniz
bir cinayet işlemişti derdiniz
halbuki kendinden kaçıyordu /Attila İlhan
.
Görünmez bir mezarlıktır zaman
Şairler dolaşır saf saf
Tenhalarında şiir söyleyerek
Kim duysa korkudan ölür
Tahrip gücü yüksek
Saatli bir bombadır patlar
An gelir
Attila İlhan ölür. /Attila İlhan
Tüm bu tecrid örnekleri aynı zamanda birer tecahül-i âriftir.
.
(Kaynak: Recai Kapusuzoğlu, Yeni Türk Şiirinde Edebi Sanatlar, Ötüken Neşriyat, 2022)
RECAİ KAPUSUZOĞLU
Yazdır

Yazar hakkında

Recai Kapusuzoğlu

1959’da Yozgat’ta doğdum. 1981’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini bitirdim. Aynı yıl öğretmenliğe başladım. Yurdun değişik illerinde altı yıl edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1987’de açılan bir sınavı kazanarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Daire başkanlığında eski yazı-arşiv uzmanı olarak çalışmaya başladım.
1990’da kendi isteğimle bu kurumdan istifa ederek asıl mesleğime, öğretmenliğe, dönüş yaptım.1990’da Türkçe-edebiyat öğretmeni olarak dershaneciliğe başladım ve aralıksız olarak bu güne kadar sürdürdüm. On beş yıl kadar özel bir dershanenin kurucu müdürlüğünü yaptım.
2006’da Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan Kariyer Basamaklarında Yükselme Sınavında başarılı olarak ve yapılan diğer değerlendirmeler sonunda ”Uzman Öğretmen” unvanını kullanmaya hak kazandım. 2007’de milli eğitimden emekli oldum.
2002’de Yozgat Fen Edebiyat Fakültesi’nde ücretli olarak Türk Dili dersi verdim.
1980’li yıllarda Pınar ve Gerçek dergilerinde yazılarım yayınlandı.
1995’te ÖSS Türkçe-Edebiyat(Konu Anlatımlı) kitabım Anadolu Dershaneler Birliği tarafından basıldı ve iki yıl tüm üye dershanelerde ders kitabı olarak okutuldu.
YGS-LYS Türkçe-Edebiyat Konu Anlatımlı ve YGS-LYS Türkçe-Edebiyat Soru Bankası başlıklı kitaplarım, Hedef Yayınları arasında çıktı.
Halen Yozgat Özel Başarı Temel Lisesinin ve KPSS kursunun kurucu müdürlüğünü yapıyorum.
1985’te deneme amacıyla girdiğim ÖSS’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Halen 3. Sınıf öğrencisiyim.

Yorum yap