İnceleme-Araştırma

18 MART 1915 ÇANAKKALE ZAFERİ

SAVAŞIN SEBEBLERİ

Yakın tarihimizin en kanlı sayfalarından biri olan Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşına girişimizin başımıza açtığı felaketlerden biridir. Bu muharebeler aynı zamanda I. Dünya Savaşında kazandığımız en büyük zaferdir. Çanakkale Savaşını kazanmamız, I. Dünya Savaşının seyrini tamamen değiştirmiş ve savaşın 2 yıl uzamasına neden olmuştur.

Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir. İtilaf Devletleri; Osmanlı Devleti’nin başkenti konumundaki İstanbul’u alarak boğazların kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’na girmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuştur ve iki tarafın da çok ağır kayıplar vermesiyle İtilaf Devletleri geri çekilmişlerdir.

Enver Paşa’nın Almanya’nın zaferine bel bağlayarak Türkiye’yi harbe sokması ilk anda İngilizlerin müdahalesi ile karşılandı. Çünkü daha harbe girdiğimiz gün 3 Kasım 1914’te İngiliz filosu Çanakkale’nin giriş istihkamlarını bombalayarak Çanakkale Savaşlarını fiilen başlatmış oldu. Böylece düşmanın boğazlardan geçmek hatta İstanbul’u almak niyeti gün ışığına çıkmıştı. Gerçekten İngiliz ve Fransızlar hem batı cephesindeki Alman baskısını azaltmak hem de Ruslara yardım etmek bakımından Türkiye’yi zayıf bir yerinden vurarak teslime zorlamayı düşünüyorlardı.

Rusya’nın ihraç ettiği buğdayın % 90 ı ve bütün ihracatının %50 si boğazlar yoluyla sevk ediliyor ve ithalatını da büyük ölçüde boğazlardan yapıyordu. Bilhassa İngilizlerin silah yardımı buradan yapılıyordu. Türkiye Almanya’nın yanında savaşa girince Rusya’nın yardım yolu tamamen kesilmiş dış dünyayla bağlantısı kopmuştu.

Çanakkale’ye yapılacak olan saldırı Türk ordusunun Mısır ve Süveyş Kanalı’na yapacağı saldırıyı da engelleyecekti.

ÇANAKKALE SAVAŞININ ÖNEMİ

Müttefiklerin Çanakkale önüne yığdıkları deniz kuvvetleri 18 zırhlı, 12 kruvazör, 17 muhrip, 12 denizaltı, 1 uçak gemisi, 1 balon gemisi, 36 mayın gemisi, 2 hastane gemisi, 86 nakliye gemisi, 222 çıkarma gemisi ile 42 uçaktan oluşan büyük bir güçtü.

Savaşa İngilizler 400 bin, Fransızlar 80 bin asker sürdü. Türklerin asker sayısı ise 700 bin idi.

Çanakkale’de Türk ordusunun en modern silahlarla donatılmış düşman ordusunu mağlup ederek kazandığı bu savaşı unutmamak hepimiz için bir vatan borcudur. Çünkü silah ve teçhizat bakımından büyük bir mahrumiyet içinde bulunan Mehmetçiğin gösterdiği kahramanlıklar sayesinde aziz milletimiz yok olmaktan kurtulmuştu. Çanakkale, Türk milletinin ölüm kalım savaşıdır. Eğer bu savaş kaybedilseydi, devletimiz yıkılacak, milletimiz esarete düşecek, yurdumuz sömürge haline getirilecekti.

Asırlar boyunca Türk’ü yok etmeye çalışanlar Çanakkale’de bu emellerine ulaşacaklarını sanarak Çanakkale’ye hücum ettiler. İngilizler Türk milletini kısa zamanda dize getireceğini düşünerek yalnız donanma ile Çanakkale Boğazı’nı geçmeye ve İstanbul’u zapt etmeye kalkıştılar. Fakat tarihi şanlı zaferlerle dolu Türk milletine ve onun kahraman ordusunu hesaba katmamışlardı. İşte bu yüzdendir ki Asya ve Avrupa’yı ayıran bu topraklar üzerine ilk mermilerini attıklarını andan itibaren düşman ordusunda büyük bir şaşkınlık ve pişmanlık baş gösterir. Mağrur düşman can çekiştiği zannettiği Türk milletinin ne olduğunu çok çabuk anladı.

Dünyanın en kuvvetli donanmasına ve en modern silahlarla sahip olduğuna güvenen bu mağrur ordu, gerek 18 Mart deniz savaşında gerekse 1915 Nisanından aralık ayına kadar süren Gelibolu savaşlarında tam bir mağlubiyetle yüz geri olmuştu.

İstilacılar savaş öncesinde her şeyi hesaplamış: Boğazdaki toplar nasıl susturulacak, mayınlar nasıl temizlenecek, karaya nerden asker çıkarılacak? hepsi, hepsi hesap edilmiş. Yalnız bir tek şey düşünülmemiş, hesaba katılmamış: Türk’ün vatanını koruma azmi.

1915 Çanakkale Zaferi, sıradan bir başarı değildir. Gerek kara harekâtı gerekse boğazı geçmeye çalışan düşman donanmasının ağır kayıp vererek çekilmesi sıradan bir olay olarak kabul edilmemelidir. Bu zafer, her şeyden önce ölüm halinde zannedilen milletimizi şan ve şeref sahalarına yeniden ulaştıran görülmedik bir olaydır. Yine bu olay milli bağımsızlığımızın temeli sayılacak kadar önemlidir.

Yakın tarihlerde Akdeniz de harekete geçen herhangi bir düşman donanması her türlü isteğini İstanbul hükümetine kabul ettirirdi. 1915’te İngiliz-Fransız ortak gücünün Çanakkale’den geçemeyişi Türkiye ye karşı bu tehditlerin sona ermesini sağladı.

18 Mart deniz savaşı, bir başka bakımdan da eşsizdir. Savaş, denizden gelen güçlü bir filo ile karada mevzilenmiş topçu birlikleri arasında cereyan etmiştir. Başından sonuna kadar bir tek Türk veya Alman gemisi savaşa katılmamış, Türk donanmasına yeni katılan ve savaşın çıkmasına sebep olan Yavuz ve Midilli gemileri, batırılır korkusuyla Çanakkale’den uzak tutulmuştur.

Her iki taraf da birbirlerinin elindeki imkanları, yaptığı planları bilmektedir. Dolayısıyla sürpriz diye bir şey söz konusu değildir? Müttefikler, Türkler tarafından büyük bir kıskançlıkla müdafaa edileceğinden emin bulundukları Boğaz’ı geçtikleri taktirde Osmanlı Devletinin mağlup edilmiş olacağını ve Dünya savaşının Doğu cephesinde sona ereceğini hesap etmektedir.

Çanakkale Savaşına, savaşın kesin sonucunun Doğu cephesinde alınacağına inanan İngilizler neden olmuştur. Savaş alanı olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmiş olması bu bölgenin jeopolitik açıdan çok önemli olmasındadır. Boğazlar, Rusya’nın açık denizlerle biricik geçit noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya’nın açlığa mahkûm olması anlamına geliyordu. O dönemde Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin fakat sanayi ve mali kaynakları sınırlıydı. Rusya, uzun ve yıpratıcı bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ihtiyacını temin edemeyecek durumdadır. Bu sebeple Almanya karşısında savaş boyunca hiçbir varlık gösteremez.

Rusya, silah ihtiyacını İngilizlerden temin etmek konusunda temin etmek konusunda da sıkıntılıdır. Çünkü Baltık Denizi Almanya’nın kontrolündedir. Kuzey Buz Denizi, senenin büyük bir bölümünde buzlarla kaplıdır ve kullanılmaz bir haldedir. Bu sebeple Boğazlar, Rusya açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu geçidin açılması, Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü azaltacak, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı Devletinin savaş dışı edilmesiyle muhtemelen Balkan Devletleri ve İtalya da İngilizlerin yanında savaşa katılacaklardır.

Ancak Türk askerinin kahramanlığı, bu hesapları alt üst etmiştir. Rusya’yı da açlığa mahkûm etmiştir. Çanakkale Zaferi, Rusya’yı ekonomik bakımdan çökertmiş, bu da çarlığın eski otoritesini kaybetmesine neden olmuştur. Hatta Komünizmin Rusya’da başarıya ulaşmasının temel nedenlerinden biri de Çanakkale Zaferinin Rusya’da meydana getirmiş oluğu ekonomik çöküntüdür.

Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya- Macaristan İmparatorluğu tarafından savaşa sürüklendiği zaman Çanakkale Boğazı, savunma bakımından cephelerimizin belki de en zayıf noktasıydı. Buradaki topların hepsi, son derece ilkel, modası geçmiş toplardı. Bu durumu düşünen İngiliz Bahriye Nazırı Winston Churchill, Türk askerinin manevi gücünü, istiklal ruhunu hesaba katmadan Çanakkale Boğazı’nı donanmayla aşıp İstanbul’u zapt edeceğini düşünmüş ve bu fikrini İngiliz hükümetine kabul ettirmişti.

İngiliz- Fransız ortak donanması Boğaz önünde harekete başladığı sırada Türk başkumandanlığı da Çanakkale mevzilerini takviyeye karar vermiş, Hamidiye, Mesudiye gibi büyük gemilerimizin sökülen topları boğaz kıyısına yerleştirilerek bataryalar oluşturuldu.

SAVAŞIN OLUŞUM SAFHALARI

DENİZ MUHAREBELERİ

19 Şubat günü, güçlü Fransız kuvvetleri ile İngiliz Queen Elizabeth savaş gemisinin Osmanlı sahil bataryalarını bombalayarak ilk Çanakkale saldırısı başlatılmış oldu.

İtilaf devletleri, kısa bir aranın ardından bir sonraki saldırıyı 18 Mart’ta gerçekleştirmişlerdir. Hedef, Çanakkale Boğazı’nın sadece 1 mil genişliğindeki en dar noktasıdır. Amiral de Robeck komutasındaki aşağı yukarı en az 16 savaş gemilik dev donanma Çanakkale’yi geçmeye kalkmıştır.

Bu savaşın asıl kahramanı önceki gece Boğaz’ı mayınlayan Nusret mayın gemisi ve onun Binbaşı Nazmi Bey kumandasındaki mürettebatıdır. Gerçi düşman, saldırıya geçmeden önce Boğaz’daki bütün mayınları temizlemişti ve elimizde topu topu 26 mayın kalmıştı.

Nusret elde kalan bu son mayınları düşmanın tahmininin aksine boğazı kesecek biçimde değil düşman gemilerinin Boğaz’da manevra yapabilecekleri tek yer olan Erenköy koyuna kıyıya paralel bir biçimde döşemişti.

Boğazda mayın kalmadığını düşünen düşman gemileri Nusret’in döşediği mayınlara çarparak birer birer battılar. Buve, Sufren, Goulois, isimli gemiler battı. Irrerıstbl, Ocean peş peşe mayınlara çarparak sulara gömüldü.

Düşman gemileri büyük bir panik içerisinde kaçıştı. Donanmanın bu acıklı hali karşısında İstanbul’u işgal sevdasını çoktan unutmuş olan Amiral Robeck, Winston Churchill’ e bir telgraf çekiyor ve altına şu cümleyi ekliyordu: ‘’Çanakkale geçilemez!’’

Sonuç olarak, 18 Mart 1915’te, deniz mayınları ve kıyılardaki Osmanlı topçu bataryalarının isabetli atışları denizden geçişin mümkün olmayacağını göstermiş, bunun üzerine İtilaf Devletleri Gelibolu Yarımadası’na asker çıkararak Boğaz topçu bataryalarını etkisiz hale getirmeyi hedeflemiştir.

KARA SAVAŞLARI:

Gelibolu Yarımadasında Müttefik çıkarmaları yarımadanın güney bölümündeki altı kumsala, iki cephede yapılmıştır. Seddülbahir Cephesi’ne Britanya 29. Tümeni ile Fransız Kolordusu çıkarma yaparken Arıburnu Cephesi’nde ise Anzaklar Kolordusu çıkarma yapmıştır. Bu beş tümene ek olarak bir hafta içinde İskenderiye’den getirilecek olan Hint Tugayı, muhtemelen Seddülbahir cephesinde kullanılmak üzere ordu ihtiyatını oluşturacaktı.

Kara savaşlarında Gelibolu’daki kuvvetlerimiz, Türk ordusunda görev yapan Alman General Liman von Sanders’in kumandasına verilmişti. Savaştaki zayiatımızın büyük olmasında bu Alman generalin beceriksizliğinin büyük rolü olmuştur.

Düşman 25 Nisan 1915’te önce Kumkale’ye, sonra Seddülbahir’e çıkarma yaptı. Ardından Arıburnu’na asker sevk etti. Arıburnu cephesi kumandanı Esat Paşa düşmana geçit vermedi.

Güney, yani Seddülbahir cephesinde bulunan Türk kuvvetleri aylarca süren emsalsiz bir savunma yaptılar. Vehip Paşa’nın emrindeki Türk birlikleri düşmanı bir adım bile içeri bırakmadıkları gibi zaman zaman karşı hücuma geçerek düşmanı denize döküyordu. Sayıca bizden çok üstün olan düşman, denizden de destek görüyordu.

Esat Paşa’nın kumandasındaki kuzey cephesi daha şiddetli çarpışmalara sahne oldu. Bu kesimde Avustralya ve Yeni Zelandalı maceracı askerlerden oluşan ve kısaca Anzak adı verilen kuvvetler vardı.

19. Tümen Kumandanı Yarbay Mustafa Kemal, Kocaçimen istikametinden hücuma geçerek Anzakların hücumunu durdurdu. Denize dökülmemek için büyük bir müdafaa örneği veren Anzaklar, dar bir sahil şeridine tutunmayı başardılar. Düşman buraya yeni yeni kuvvetler yığıyordu. Conkbayırı’na yapılan büyük bir saldırı, Yarbay Mustafa Kemal tarafından durduruldu.

Kuzey cephesinde en kanlı savaş, Anafartalar cephesinde geçti. Burada 20 taburluk düşman kuvvetine karşı, Mehmetçik kısıtlı imkanlarıyla cesaretle karşı koydu. Yarbay Mustafa 8 Ağustos’ta Anafartalar Grup Kumandanlığına tayin edilince, karşı hücuma geçerek düşmanın ilerlemesini durdurdu. Düşmanın bu tarihte yaptığı bütün saldırılar sonuçsuz kaldı.

Her iki tarafın inatla çarpışması Çanakkale Savaşını doğrudan doğruya bir siper savaşı haline sokmuştu. Bu cephede başarı kazanamayacağını anlayan düşman 1915’in Aralık’ında Çanakkale’den geri çekildi. Winston Churchill istifa etti. İngilizler 18 Mart’ta kaybettikleri gemilerinden başka 3 büyük gemisini daha kaybetti. İngilizlerin kaybı 115’i ölü olmak üzere 205 bin, Fransızların kaybı 47 bin idi. Türk ordusunun kaybı şehit, yaralı 252 bini buldu.

Bizimle kıyaslanamayacak kadar geniş imkanlara sahip olan düşmanın zayiatı yanında Türkiye’nin kaybı gerçekten çok korkunçtu. Üstelik bu savaşta verdiğimiz şehitlerin büyük bir kısmını ülkenin aydın tabakasını meydana getiren yedek subaylar oluşturuyordu. Bu kayıp, memlekette telafisi imkânsız derin yaralar açmıştır.

Yazdır

Yazar hakkında

Recai Kapusuzoğlu

1959’da Yozgat’ta doğdum. 1981’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini bitirdim. Aynı yıl öğretmenliğe başladım. Yurdun değişik illerinde altı yıl edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1987’de açılan bir sınavı kazanarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Daire başkanlığında eski yazı-arşiv uzmanı olarak çalışmaya başladım.
1990’da kendi isteğimle bu kurumdan istifa ederek asıl mesleğime, öğretmenliğe, dönüş yaptım.1990’da Türkçe-edebiyat öğretmeni olarak dershaneciliğe başladım ve aralıksız olarak bu güne kadar sürdürdüm. On beş yıl kadar özel bir dershanenin kurucu müdürlüğünü yaptım.
2006’da Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan Kariyer Basamaklarında Yükselme Sınavında başarılı olarak ve yapılan diğer değerlendirmeler sonunda ”Uzman Öğretmen” unvanını kullanmaya hak kazandım. 2007’de milli eğitimden emekli oldum.
2002’de Yozgat Fen Edebiyat Fakültesi’nde ücretli olarak Türk Dili dersi verdim.
1980’li yıllarda Pınar ve Gerçek dergilerinde yazılarım yayınlandı.
1995’te ÖSS Türkçe-Edebiyat(Konu Anlatımlı) kitabım Anadolu Dershaneler Birliği tarafından basıldı ve iki yıl tüm üye dershanelerde ders kitabı olarak okutuldu.
YGS-LYS Türkçe-Edebiyat Konu Anlatımlı ve YGS-LYS Türkçe-Edebiyat Soru Bankası başlıklı kitaplarım, Hedef Yayınları arasında çıktı.
Halen Yozgat Özel Başarı Temel Lisesinin ve KPSS kursunun kurucu müdürlüğünü yapıyorum.
1985’te deneme amacıyla girdiğim ÖSS’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Halen 3. Sınıf öğrencisiyim.

Yorum yap