OKUMA VE YAZMA BECERİSİ
KOŞMA
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karacaoğlan
1. Verilen şiirde yer alan yapı unsurlarını tespit ederek yazınız. ( 15 puan )
Kafiye düzeni ( 3 puan ):
Ölçü ( 2 puan ):
Nazım birimi ( 2 puan ):
Kafiye/ redif ( 8 puan ):
GÜLEN AYVA, AĞLAYAN NAR MASALI
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, uzak ülkelerin birinde iyi kalpli ama biraz da inatçı bir padişah yaşarmış. Bu padişahın dünyada en sevdiği kişi de eşi, yani sultanıymış.Padişahın tek bir dileği varmış: “Keşke bir çocuğumuz olsa…” dermiş. Günlerden bir gün, sultan hamile kalmış.Aylar geçmiş, mevsimler değişmiş. Nihayet doğum günü gelmiş çalmış. O sabah bir mucize olmuş. Sultan çok güzel bir kız bebek dünyaya getirmiş. Bebeğin yüzü ay gibi parlakmış.Sarayın bahçesinde kocaman bir ayva ağacı ve yanında bir nar ağacı varmış.Bebek doğduğu anda, rüzgâr hafifçe esmiş. Ayva ağacındaki en sarı, en tatlı ayva sallanıp gülücükler saçmış gibi ışıldamış.“Ne kadar güzel bir bebek!” dermiş gibiymiş ayva.Ama nar ağacındaki bir nar tanesi, sanki hüzünle parlamış, dallarında bir damla çiğ suyu gözyaşı gibi süzülüp düşmüş.Saray halkı bunu görünce:“Bakın, ayva gülüyor, nar ağlıyor!” demişler.Ve o günden sonra herkes bebeğe “Gülen Ayva, Ağlayan Nar’ın Kızı” demeye başlamış. Zaman geçmiş, küçük kız büyümüş. Ok atmayı öğrenmiş, kitaplar okumuş,
hayvanlarla dost olmuş. Bahçedeki ayva ve nar ağacını da çok severmiş.O gece, kız ilginç bir rüya görmüş. Rüyasında ayva ağacı konuşuyormuş:
“Güzel kız, güzel kız… Biz aslında ağlamıyoruz, sadece seni uyarıyoruz. Ülkemizi bekleyen bir tehlike var. Sen cesur ve akıllıysan, bu tehlikeyi durdurabilirsin.Kız, sabah uyandığında rüyasını annesine anlatmış. Annesi onu dikkatle dinlemiş:
“Rüyalar bazen kalbimizin bize anlattığı hikâyelerdir.” demiş.
“Sen cesur bir kızsın, belki de kalbin sana ‘Dikkatli ol, insanlara yardım et’ demek istiyordur.”
Aradan birkaç hafta geçmiş. Ülkede tuhaf bir haber yayılmış: Uzak dağların ardında yaşayan, kimselere görünmeyen bir dev varmış. Bu devin kötü olması gerekmiyormuş ama çok öfkeliymiş, bazen dağları titretecek kadar bağırırmış. Bir sabah, babasından izin alarak, birkaç asker ve beyaz kısrakla birlikte dağlara doğru yola çıkmışlar. Padişah endişelenmiş ama kızının kararlılığını görünce:
“Yanında askerler de var, kısrağın da var. Sana güveniyorum.” demiş.
Günlerce yürümüşler, tırmanmışlar. En sonunda devin yaşadığı büyük mağaraya gelmişler. Mağaranın önünde yer sallanır gibi olmuş, kalın bir ses duyulmuş:
“Kim gelmiş buralaraaa?”
“Ben padişahın kızıyım.” demiş.“Senden korkan bir sürü insan var. Ama ben seni tanımak istiyorum. Neden bu kadar öfkeli olduğunu merak ediyorum.”Dev, bu kadar cesur bir çocuğa alışık değilmiş. Şaşırmış:“Herkes benden kaçarken sen niye geldin?” diye gürlemiş.Kız:“Çünkü her öfkenin arkasında bir sebep olduğuna inanıyorum.” demiş.“Belki de içinde kocaman bir yalnızlık vardır. Eğer bizimle konuşursan, belki ülkeyi korkutmaktan vazgeçersin.”
Dev bir süre susmuş. Sonra iç çekmiş:
“Ben aslında kimseye zarar vermek istemiyorum.” demiş.“Ama dağlarda tek başıma yaşarken canım sıkılıyor. Bağırınca sesim yankılanıyor, sanki biri benimle konuşuyormuş gibi geliyor. Meğer insanları korkutuyormuşum.”
Kız gülümsemiş:“Bak gördün mü? Korkunç değilmişsin, sadece yalnızmışsın.” demiş.
“İstersen babamla konuşup sana dağların biraz aşağısında bir ev yaptırabiliriz. Bazen seni ziyarete geliriz. Sen de bağırmak yerine bizimle sohbet edersin.”Dev, gözleri dolu dolu kızın yüzüne bakmış:
“Gerçekten… bunu yapar mısınız?” demiş.
Kız:“Söz veriyorum. Ama sen de insanları korkutacak şekilde bağırmamaya söz ver.” demiş.
Dev başını sallamış:“Söz.” demiş.Kız, beyaz kısrak ve askerlerle saraya geri dönmüş. Yaşadıklarını padişaha anlatmış. Padişah hem şaşırmış hem gururlanmış:
“Demek ki dev aslında kötü değilmiş, sadece yanlış anlaşılmış.” demiş.
“Seninle gurur duyuyorum kızım. Sen halkı korudun, devin kalbini de onardın.”
O günden sonra dev için dağın eteklerinde küçük, rahat bir ev yapılmış. Dev ara sıra şehre gelir, çocuklara büyük taşlardan oyuncaklar yaparmış. Kimse ondan korkmaz olmuş.Padişah da o günden sonra önemli bir şey öğrenmiş:
“Kimseye bakarak, adını duyarak, dış görünüşüne göre karar vermemek gerek.” demiş.
“Kız ya da erkek, insan ya da dev… Herkesin bir hikâyesi var.”Sarayın bahçesindeki ayva ağacı yine gülermiş gibi sallanıyormuş.Nar ağacı ise artık hüzünlü değilmiş.Kız, her sabah ağaçlara bakıp:
“Gülen Ayvam, artık ağlamayan narım… İyi ki beni uyarmışsınız. Ben de kalbimi dinlemişim.” dermiş.
Ve o ülkede, kızların da erkekler kadar cesur, zeki ve değerli olduğu herkes tarafından anlaşılmış.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Aşağıdaki soruları metne göre cevaplayınız.
2. Yukarıdaki metinde geçen aşağıdaki deyimlerin cümleye kattığı anlamı yazınız. Bu deyimleri cümlelerdeki anlamına uygun olacak biçimde birer cümlede kullanınız. (10 puan)
Gülücükler saçmak :…………………………………………………………………………………………………………………………………………..
Cümle: :…………………………………………………………………………………………………………………………………………..
Muradına ermek :…………………………………………………………………………………………………………………………………………..
Cümle: :……………………………………………………………………………………………………………………………………………
3. Metne göre padişahın kızına neden Gülen Ayva, Ağlayan Nar denmeye başlanmış?(15 puan)
4. Padişahın kızını isim ve sıfatları kullanacağınız kısa bir betimleme yazısıyla ifade ediniz.(15 puan)
5. Masalda vurgulanan değerleri metinden iki örnek cümleyle açıklayınız?( 10 puan)
OĞUZ KAĞAN DESTANI
(…)
Ben Türk-Uygurlar’ın kağanıyım ve yer yüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir. Sizden itaat dilerim. Kim
benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul ederek, onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim;
düşman sayarak, ona karşı asker çıkarır ve derhal baskın yapıp onu astırır ve yok ettiririm.
Yine o zamanlarda sağ yanda Altun Kağan adında bir kağan vardı. Bu Altun Kağan, Oğuz Kağan’a elçi gönderdi.
Pek çok altın, gümüş takdim etti ve yâkut taşlar alıp, pek çok cevâhir yollayarak, bunları Oğuz Kağan’a saygı ile
sundu. Ona itaat etti, iyi hediyelerle dostluk temin etti ve onunla dost oldu.
Sol yanında Urum adında bir kağan vardı. Bu kağanın askeri ve şehirleri pek çoktu. Bu Urum Kağan, Oğuz
Kağan’ın emrini dinlemezdi. Onun arkasından gitmezdi. Ben onun sözünü tutmam diyerek emrine bakmadı. Oğuz
Kağan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi; bayrağını açarak, askeriyle ona karşı yürüdü.
Kırk gün sonra Buz Dağ adında bir dağın eteğine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz
Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Bu kurt
Oğuz Kağan’a hitap etti ve:
Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; ey Oğuz, ben senin önünde yürümek istiyorum dedi.
Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını dürdürdü ve gitti. Gördü ki, askerin önünde gök tüylü ve gök yeleli büyük bir
erkek kurt yürümektedir ve kurdun ardı sıra ordu gelmektedir.
Gök tüylü ve gök yeleli bu büyük erkek kurt birkaç gün sonra durdu. Oğuz Kağan da askeri ile durdu. Burada İtil
Müren adında bir deniz vardı. Bu İtil Müren’in kenarında bir kara dağın önünde savaş başladı. Okla, kargı ile ve
kılıçla vuruştular. Askerlerin arasında vuruşma çok oldu, halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. Boğuşma ve vuruşma
öyle yaman oldu ki, İtil Müren’in suyu zencefre gibi baştan başa kıp kırmızı oldu. Oğuz Kağan yendi ve Urum
Kağan’ın hanlığını ve halkını aldı. Onun ordugâhına pek çok cansız ve pek çok canlı ganîmet düştü.
(…)
6. a) Metinden hareketle Oğuz Kağan’ın liderlik anlayışını yazınız.(10 puan)
b) Metinde yer alan olağanüstü olayları yazınız. (10 puan)
7. Aşağıda verilen fablı; serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümlerine, dikkat ederek tamamlayınız. ( 15 puan)
(Anlam bütünlüğüne, yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine dikkat edilecektir.)
ASLAN İLE FARE
Ormanlar kralı aslan bir gün ormanda avlanmaktan gelmiş, yatmış uyuyormuş. Minik bir fare aslanın üzerinde dolaşmaya başlamış. Aslan sinirlenerek uyanıp fareyi yakalamış. Tam öldüreceği sırada fare yalvarmış:
-Ne olur beni bırak! Gün olur benim de sana bir iyiliğim dokunur, demiş.
Aslan farenin bu sözlerine gülerek : …………………………………………………………………………………………
10.sinif edebiyat sorumluluk sinav sorulari B indir
10.sinif edebiyat sorumluluk sinav cevaplari B indir
