Testler

Paragraf Testi 9

1.Milleti millet yapan unsurların başında dil yer alır. Her milletin konuştuğu dil kendi milletinin adıyla anılır: Türk-Türkçe, Rus-Rusça gibi. Dil bazı insanların veya zümrelerin değil, bütün bir milletin ortak malıdır. O yalnız, yaşayan neslin değil, ecdadın da torunların da üzerinde hakkın derinliğine ve genişliğine bütün bir millet malıdır, millet emanetidir, millet mirasıdır, millet istikbalidir.
Bu parçada dilin hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Canlı bir varlık oluşu
B) Değişken bir varlık oluşu
C) Gelişken bir varlık oluşu
D) Milletin ortak ihtiyacını karşılayışı
E) Milleti millet yapan bir unsur oluşu

2. Acaba ilk insanlar nasıl anlaşıyorlardı? Niçin milletlerin dilleri farklı farklıdır? Bu sorulara verilecek cevaplar da birbirinden farklı olacaktır. Şurası bir gerçektir ki bir dildeki kelimeler ve kelime dizileri konusunda o milletin bütün bireyleri tarihin bilinmeyen döneminde gizli bir anlaşma yapmış gibi; nesnelerin, kavramların,eylemlerin… anlatımında aynı kelimeleri kullanırlar. Aynı nesneler, farklı milletlerin dilinde farklı kelimelerle ifade edilir: Türklerin taş, İngilizlerin stone demesi gibi.
Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Aynı kavram her dilde farklı sözcüklerle karşılanır.
B) Dil gizli bir anlaşmalar sistemidir, denebilir.
C) İlk insanların el kol hareketleri ile anlaştığı sanılıyor.
D) Milletlerin farklı diller kullanması farklı görüşlerle açıklanır.
E) Aynı nesneler farklı sözcüklerle isimlendirilebilir.

3. Yabancı dil yazılmış bir eseri çevirmek için iyi bir dil bilmek yetmez. Eseri kelime kelime tercüme etmek başarılı bir çeviri sayılmaz. Edebi bir kültüre, dil zevkine ve çeviri yapılan tür hakkında yeterli bilgiye sahip olmak şarttır. Çevirmenin çevireceği eseri çok iyi anlaması gerekmektedir. Eserin konusu ile ana fikrini de belirlemesi gerekir.
Bu parçada çeviri ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Ana fikrin tespit edilmesi gerektiğine
B) Çevrilen türün özelliklerinin bilinmesine
C) Çevirenin dil zevkinin olması gerektiğine
D) Çevirinin dilinin sade olması gerektiğine
E) Çeviride edebi zevkin olması gerektiğine

4. Bir yabancı dili anlama ve onu kullanma kabiliyeti, sadece kelimelerin anlamlarını öğrenmekle değil, sosyal tecrübeler ve farklı durumlarda farklı insanlarla kurulan ilişkilerin yardımıyla gelişir. Kabiliyetleriniz geliştikçe yabancı dile düşünmeye başlayacaksınız. Hedef dildeki nükteleri anlamanız, o dilde rüya görmeniz, seviye kazandığınızın birer göstergesidir.
Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
A) Öğrenmek istediğimiz dildeki esprileri anlamanız seviyemizin yükseldiğini gösterir.
B) Sosyal ilişkiler hedef dili daha iyi kavramamıza büyük katkılar sağlar.
C) Yabancı bir dili öğrenmeyi sadece kabiliyetli insanlar başarabilirler.
D) Sadece sözcüklerin anlamlarını öğrenmekle yabancı bir dil öğrenilemez
E) Farklı insanlarla kurduğumuz farklı diyaloglar yabancı dili öğrenmemizi geliştirir.

5. “Söz” denince akla Doğu gelirdi; anlamlı, hikmetli konuşmaların yapıldığı kültür bölgesiydi. Manasız söz, kuru gürültüden ibaretti. “Laf bilirsen laf söyle, lafından hisse alsınlar.” denir, anlamsız konuşmak yerine susmak tavsiye edilirdi. Susmak zannedildiği kadar kolay değildir, ne kadar güç olduğunu Mevlana şu manalı cümle ile açıklıyor: “İnsanoğlu garip bir yaratıktır, dünyayı alır; fakat ağzını zapt edemez.”
Mevlana’nın bu görüşü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi aynı doğrultuda değildir?
A) İki sus bir dinle, sahip ol diline.
B) Sen sus, gözlerin konuşsun.
C) Eline, diline, beline sahip olsun.
D) Eğri doğru bir şeyler demeli.
E) Söz gümüş ise sükût altındır.

6. Dilimizi yoksul ve yetersiz bulanlar; dil hazinelerimizden haberi olmayanlar veya dilimizin olanaklarından faydalanarak kelime yapma olanaklarından haberi olmayanlardır. Halbuki dilimiz sözcük bakımından çok zengin olduğu gibi sözcük türetmeye de çok elverişlidir. Dil hazinelerimiz araştırıldıkça, sözcük türetme yollarına başvuruldukça Türkçenin asıl güzelliği, zenginliği ortaya çıkar.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Dilimizi yoksul ve yetersiz bulanların olduğuna
B) Dilimizin sözcük türetme imkânına sahip olduğuna
C) Türkçenin bir uygarlık dili olduğuna
D) Keşfedilmemiş dil hazinelerimizin olduğuna
E) Türkçenin zengin bir dil hazinesi olduğuna

7. Yahya Kemal’in güzel bir sözü var: “Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” Yani bir çocuğun ana sütüne bağlılığı gibi dile bağlılık; anne sütünden aldığı lezzet gibi dili kullanmaktan lezzet almak… Ve elbette onun taşıdığı kültürle beslenmek… İşte Yahya Kemal’in dil konusundaki temel fikri budur. Yani beyaz Türkçeyi bulmak ve onunla eser ortaya koymak…
Parçaya göre Yahya Kemal’in dil konusundaki asıl amacı nedir?
A) Berrak, istenen Türkçeye ulaşmak ve onu eserlerinde kullanmak
B) Yabancı sözcüklerden arınmış bir Türkçeyi kullanmak
C) Eserlerinde sadece Türkçeleşmiş sözcük kullanmak
D) Dili kullanmaktan zevk almak ve bu mutluluğa erişmek
E) Cümleleri Türkçe yapıya uygun bir şekilde kullanmak

 8. Türkçenin bilim dili olarak yetersiz olduğu öne sürülüyor. Eksik yanları elbette vardır ve bu, her dil için söz konusudur. Peki böyle bir durumda yapılması gereken şey, dilimizi tümüyle bir kenara atmak mıdır, yoksa kendi olanaklarıyla onu geliştirmeye ve zenginleştirmeye çalışmak mı? Yetersiz ve eksik diye dilimizi kendi kaderine bırakırsak Türkçe bir bilim ve kültür dili olarak nasıl ve ne zaman gelişecektir?
Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Türkçenin bilim dili olamayacağı görüşü yanlıştır.
B) Türkçenin zenginleştirilmesi gerekir.
C) Türkçenin yapısı bilim ve kültür dili olmaya çok uygundur.
D) Türkçenin kültürel ve bilimsel bir dil olması için uğraşılmalıdır.
E) Türkçe ile ilgili birçok araştırmaya ihtiyaç vardır.

 

CEVAPLAR: 1.E, 2.C, 3.D, 4.C, 5.D, 6.C, 7.A, 8.E

Yazdır

Yazar hakkında

admin

Yorum yap